Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 217. maddesinde düzenlenen 'delil serbestisi' prensibi ile 'hukuka uygun olarak elde edilmiş delil' şartı arasındaki ilişkiyi ve 'hukuka aykırı delil' kavramının kapsamını açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #213512

CMK m.217/1, 'Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir' hükmüyle 'delil serbestisi' prensibini benimsemiştir. Bu ilke, ceza yargılamasında belirli bir delil türüyle sınırlı kalınmaksızın, her türlü delilin ispat aracı olarak kabul edilebileceğini ifade eder. Hakim, sunulan delilleri vicdani kanaatiyle serbestçe değerlendirme yetkisine sahiptir. Ancak, delil serbestisi prensibi mutlak değildir. CMK m.217/2, 'Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir' hükmüyle önemli bir sınırlama getirir. Bu, delillerin hukuka uygun yollarla elde edilmesi gerektiğini vurgular. 'Hukuka aykırı delil' ise, hukuk düzeninin yasakladığı yöntemlerle elde edilen delillerdir. Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi'nin içtihadına göre, 'hukuka aykırılık' sadece kanuna aykırılığı değil, Anayasa'ya, usulüne uygun kabul edilmiş uluslararası sözleşmelere (örn. İHAS), tüzüklere, yönetmeliklere, içtihadı birleştirme kararlarına ve hatta 'hukukun genel ilkelerine' (örn. dürüstlük kuralı, hakkaniyet) aykırılığı da kapsar (Yargıtay CGK, 28.04.2015). CMK m.206/2-a, hukuka aykırı elde edilmiş delillerin reddolunacağını açıkça belirtir. Dolayısıyla, ceza muhakemesi, maddi gerçeğe ulaşmayı hedeflese de, bu hedefe 'her ne pahasına olursa olsun' ulaşılmasını kabul etmez; delil yasakları, temel hak ve özgürlüklerin korunması adına bir güvence mekanizmasıdır.