Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun (26.09.2017 tarihli, 2017/16-956 E., 2017/370 K. sayılı) kararında, bir sivil toplum örgütünün sonradan terör örgütüne dönüşmesi halinde ceza hukuku sorumluluğunun başlangıcı nasıl belirlenmiştir? Bu durumun TCK m.30/1 bağlamındaki önemini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #213510

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun anılan kararında, 'Bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olabileceği gibi, legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür' tespiti yapılmıştır. Karar, böyle bir dönüşüm halinde, örgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyelerinin, 'meşru amaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren' ceza hukuku bakımından sorumlu olacaklarını belirtmiştir. Ancak bu sorumluluğun, 'silahlı terör örgütüne üye olma suçunun doğrudan kastla işlenebildiği' gözetilerek değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Yani, hukuki zeminde faaliyet gösteren ve nihai amacını gizli tutan yapılara dahil olan örgüt mensuplarından bir kısmının, oluşumun bir terör örgütü olduğunu bilmediklerini iddia etmeleri durumunda TCK m.30/1'deki hata hükmü uyarınca değerlendirme yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bu durum, örgütün dönüşüm süreci boyunca 'iyi niyetle' faaliyetlere katılan kişilerin, örgütün illegal niteliğini ve amacını bilmemeleri halinde cezai sorumluluktan kurtulabilmeleri için TCK m.30/1'in bir güvence mekanizması olarak işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Zira bu kişiler, fiilin işlendiği sırada suçun maddi unsurunda (örgütün terör niteliği) hataya düşmüş sayılırlar.