TCK m.314'te düzenlenen 'Terör Örgütüne Üyelik' ve 'Terör Örgütüne Yardım' suçlarında, 'doğrudan kast'ın aranması, 'olası kast' ve 'taksir' ile işlenememesi neden önemlidir? Bu durumun failin cezai sorumluluğuna etkilerini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #213509

TCK m.314/2'de düzenlenen 'Silahlı terör örgütüne üyelik' ve m.314/3'te düzenlenen 'Terör örgütüne yardım' suçları, metinde de belirtildiği üzere doğrudan kastla işlenebilen suçlardır. Bu şu anlama gelir: Failin örgütün terör niteliğini ve amacını bilerek, örgütün bir parçası olmayı isteyerek ve örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir iradeyle katkı sağlamayı amaçlaması gerekir. Bu suçların 'olası kastla' işlenmesi mümkün değildir. Olası kast, failin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, neticeyi kabullenerek fiili işlemesidir. Ancak terör örgütü üyeliği veya yardımı gibi suçlarda, failin örgütün 'terör' niteliğini bilmeden ve istemeden bu suçları işlemesi kabul edilmez, yani bu suçların manevi unsuru için özel bir irade (niyet) aranır. Benzer şekilde, bu suçların 'taksirle' işlenmesi de mümkün değildir, zira bu suçların taksirli hali kanunda düzenlenmemiştir. Taksirle düşülen hata dahi cezai sorumluluk gerektirmeyecektir. Bu durum, TCK m.30/1'deki hata hükmüyle de ilişkilidir: failin örgütün varlığına veya amacına ilişkin bilgisizliği veya hatası, suç işleme kastını ortadan kaldırır. Bu nedenle, failin kasten hareket ettiği sonucuna ulaşmak için suçun maddi unsurunu (örgütün terör niteliğini ve amacını) bilmesi zorunludur. Bu yaklaşım, 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesinin, suçun manevi unsurunun titizlikle ispatını gerektiren bir boyutu olarak da değerlendirilebilir, zira failin öngörülebilir bir şekilde cezalandırılabilmesi için suçun tüm unsurlarının kanuni tanıma uygun olarak gerçekleşmesi şarttır.