Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 19.12.2014 tarihli, 2012/38401 E., 2014/36708 K. sayılı kararında, atık yağ geri kazanım tesisindeki kirlilik olayında, 'hava kirliliği' açısından suçun unsurlarının tespiti ve bilirkişi raporunun yetersizliği nasıl gerekçelendirilmiştir? Özellikle 'emisyon sınır değeri' kavramının önemini açıklayınız.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin anılan kararında, sanığın işlettiği kaçak atık yağ geri kazanım tesisinde oluşan atık yağ döküntülerinden kaynaklanan toprak kirliliği ve atıksuların alıcı ortama verilmesi iddialarının yanı sıra, hava kirliliği de gündeme gelmiştir. Kararda, çevrenin kasten kirletilmesi suçunda hava alıcı ortamının kirlendiğinin kabul edilebilmesi için, öncelikle kirlilik kaynağının tespit edilmesi ve daha sonra 'ilgili yönetmeliklerde kirletici kaynaklar bakımından öngörülen emisyon sınır değerinin aşılmış olması' gerektiği vurgulanmıştır. Mahkeme, dosyadaki bilirkişi raporunun 'bahse konu atığın, hiçbir mevzuatla ilişkilendirilmeden, nitelikleri ve kirletici özellikleri açıklanmadan, genel bir kabul ve gözlem dayanarak çevre kirliliği oluşmadığına dair Yargıtay denetimine imkan tanımayan görüşler' içermesi nedeniyle yetersiz bulmuştur. Yargıtay, üniversitelerin ilgili bölümlerinden (ziraat fakültesi toprak bilimi ve bitki besleme, çevre mühendisliği, kimya mühendisliği) oluşacak heyetten, atığın alıcı ortamı kirlettiği veya kirletme ihtimali taşıdığı yönünden, ilgili yönetmeliklerle birebir ilişki kurularak denetime imkan sağlayacak bir rapor alınmasını istemiştir. Bu karar, hava kirliliği suçlarında 'emisyon sınır değeri'nin, suçun objektif unsurlarını somutlaştıran kritik bir teknik parametre olduğunu ve bilirkişi incelemesinin bu teknik standartlara uygunluğunu denetlemesi gerektiğini göstermektedir.