Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 20.03.2017 tarihli, 2015/35570 E., 2017/3028 K. sayılı kararında, deniz kirliliği olayına ilişkin olarak, 'atıksuyun arıtılmış su olduğunun kabul edilebilmesi için' hangi koşulların arandığı ve bilirkişi raporunun bu tespitteki önemi nasıl vurgulanmıştır?
Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin anılan kararında, bir tankerin Marmara Denizi'ne yağ/yakıt akıtarak kirliliğe sebebiyet verdiği iddiası incelenmiştir. Kararda, 'atıksuyun arıtılmış su olduğunun kabul edilebilmesi için' ilgili yönetmeliğin (örn. Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği) 31. maddesinde belirtilen 16 sektör bakımından Yönetmeliğin ekindeki tabloda gruplar halinde öngörülen 'limit deşarj değerlerine uygun olması' gerektiği vurgulanmıştır. Aksi durumda, atıksuyun tam olarak arıtıldığından veya deşarj edilme koşulunun gerçekleştiğinden bahsedilemez. Mahkeme, olay kapsamında alınan numuneler üzerinde yapılan analizde numunelerin örtüştüğünü tespit etse de, 'ilgili yönetmelikler kapsamında hangi parametrelerin aşıldığının açıkça ve denetime imkan verecek şekilde belirtilmemesi' nedeniyle hükmü bozmuştur. Yargıtay, suçun oluşup oluşmadığının tespiti için, dosyanın üniversitelerin su ürünleri, çevre mühendisliği, kimya mühendisliği bölümlerinde çalışan öğretim üyelerinden oluşacak bilirkişi heyetine tevdi edilerek, atığın niteliği ve alıcı ortamı kirletme ihtimalinin, ilgili yönetmelikler veya ekleriyle birebir ilişki kurularak Yargıtay denetimine imkan sağlayacak nitelikte bir rapor alınması gerektiğini belirtmiştir. Bu durum, teknik ve çevresel suçlarda, suçun objektif ve manevi unsurlarının ispatında bilimsel ve teknik raporların ne denli kritik ve detaylı olması gerektiğini ortaya koymaktadır.