FETÖ/PDY'nin 'Cemaat' veya 'Hizmet Hareketi' olarak algılanması ve 'meşruiyet karinesi'nden yararlanan faaliyetler (örn. Bank Asya, ByLock kullanımı, dernek üyeliği) bağlamında, bu fiillerin terör örgütü üyeliğine delil teşkil etmesinin uluslararası yargı organlarınca nasıl değerlendirildiğini açıklayınız.
FETÖ/PDY'nin 'Cemaat', 'Hizmet Hareketi' veya 'Camia' gibi isimlerle anılması ve uzun yıllar boyunca eğitim, sosyal ve ekonomik alanlarda yasal zeminde faaliyet gösteren bir yapı olarak algılanması, 'meşruiyet karinesi'nden yararlanan birçok faaliyeti beraberinde getirmiştir (örn. Bank Asya'ya para yatırma, ByLock kullanımı, dernek üyeliği, yayınlara abonelik, toplantılara katılma). Uluslararası yargı organları, özellikle İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi (BM İHK), bu tür faaliyetlerin tek başına terör örgütü üyeliği suçuna delil teşkil etmesini 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesi (İHAS m.7) açısından sorunlu bulmuştur. İHAM, Akgün/Türkiye ve Taner Kılıç/Türkiye (No. 2) kararlarında ByLock kullanımının ve örgüte müzahir yayınlara abone olma/bankaya para yatırma gibi fiillerin, kişinin örgütsel faaliyet kastıyla hareket ettiğini gösterir başka somut deliller olmaksızın, örgüt üyeliği suçunun işlendiği yönünde 'makul şüphe' oluşturmadığına hükmetmiştir. Mahkeme, bu faaliyetlerin işlendiği dönemde 'yasallık karinesinden yararlanan' faaliyetler olduğunu vurgulamıştır. Benzer şekilde, BM İHK Mukadder Alakuş başvurusunda, ByLock ve Bank Asya faaliyetlerinin tek başına mahkumiyet için kanunilik ilkesine aykırı olduğunu tespit etmiştir. Bu kararlar, bireylerin eylemlerinin suç teşkil edeceğini önceden makul bir şekilde öngörebilmelerini gerektiren 'öngörülebilirlik' prensibini temel almaktadır. Örgütün illegal niteliği ve amaçları kamuoyu tarafından açıkça bilinmediği bir dönemde yasal görünen faaliyetlerde bulunulmasının, sonradan ağır terör suçlarına delil olarak kullanılması, uluslararası hukuka göre 'öngörülemez' ve 'kanunilik' ilkesine aykırı kabul edilmektedir. Bu, ulusal yargı organlarının manevi unsuru ispat yükümlülüğünü ve hata hükümlerini (TCK m.30/1) titizlikle değerlendirmesi gerektiğini vurgulamaktadır.