Yargıtay'ın FETÖ/PDY yargılamalarında 'Suçta ve Cezada Kanunilik' ilkesine aykırılık teşkil ettiği düşünülen 'fiili karineler'e başvurmasının, 'masumiyet karinesi' üzerindeki etkisi nedir?
FETÖ/PDY yargılamalarında, yargı organlarının örgütün hiyerarşik yapılanmasına ilişkin 'yedi katmanlı piramit' gibi 'fiili karineler' oluşturarak, belirli bir kategoriye dahil olan kişilerin doğrudan kastla hareket ettiğini kabul etmesi, 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesiyle (Anayasa m.38, İHAS m.7) çeliştiği gibi, 'masumiyet karinesi' (in dubio pro reo) ilkesini de ihlal etmektedir. Masumiyet karinesi, sanığın suçluluğu sabit olana kadar masum sayılmasını ve aleyhindeki şüphenin her zaman lehine yorumlanmasını gerektirir. Fiili karinelerin mutlak birer ispat aracı gibi kullanılması, sanığın kastının somut delillerle şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlanması yerine, varsayımlara dayalı bir 'şematik yargılama'ya yol açar. Bu durumda, yargı organları kişisel değerlendirme yapma sorumluluğundan muaf tutulmuş gibi hareket eder ve sanık aleyhine aksinin ispatı mümkün olmayan bir varsayım yaratılır. Bu durum, suçsuzluk karinesinin özünü zedeler; zira mahkumiyetin büyük veya küçük bir ihtimale değil, kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanması gerekmektedir. AYM'nin Bilal Celalettin Şaşmaz kararında da bu tür fiili karinelerin kullanılması nedeniyle 'öngörülemezlik' ve dolayısıyla kanunilik ilkesi ihlali tespit edilmiştir.