Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 10.06.2014 tarihli, 2012/12-1514 E., 2014/312 K. sayılı kararında, 'kişisel verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi' suçunda (TCK m.136) 'kişisel veri' kavramının muğlaklığı ve bunun 'kanunilik' ilkesi üzerindeki etkileri nasıl tartışılmıştır? Karşı oy gerekçelerini de dikkate alarak değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #213496

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun anılan kararında, sanığın eşinin iş yerindeki bir çalışanın doğum raporunu alıp idari şikayette kullanması olayında TCK m.136'daki kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme suçunun oluşup oluşmadığı tartışılmıştır. Karşı oy gerekçesinde, TCK m.135 ve 136'da 'kişisel verilerin' neler olduğuna dair kanunda açık bir tanım bulunmamasının, bu maddeleri 'eksik norm' haline getirdiği ve Anayasa m.38/3'deki 'suçta ve cezada kanunilik' ile 'belirlilik' ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Karşı oy, Yargıtay'ın bile 'kişisel veri' tanımı konusunda ortak bir fikre varmadığı bir ortamda, vatandaşın hangi bilginin kişisel veri olduğunu ve bunun suç oluşturacağını öngörmesinin mümkün olmadığını savunmuştur. Çoğunluk ise, Anayasa m.20/3 ve uluslararası sözleşmelerle kişisel verinin kapsamının genişletildiğini ve sır niteliğinde olmasa dahi her türlü bilginin kişisel veri sayıldığını belirterek mahkumiyeti onamıştır. Bu karar, 'kanunilik ilkesi' ve 'belirlilik' prensibinin, yasal tanımı muğlak bırakılan bir suç tipinin yorumlanmasında ne denli kritik bir rol oynadığını ve farklı yargısal yorumlara yol açabileceğini gözler önüne sermektedir. Özellikle bireyin bilgi düzeyi ve kültürel koşulların 'haksızlık yanılgısı' (TCK m.30/4) bağlamında da değerlendirilmesi gerektiği karşı oyda vurgulanmıştır.