Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 21.05.2008 tarihli, 2008/6206 E., 2008/10019 K. sayılı kararında, çevrenin kasten kirletilmesi suçunda (TCK m.181) kirletilen toprak parçasının mülkiyetinin suçun sübutu açısından mutlak bir delil niteliği taşıyıp taşımadığı nasıl değerlendirilmiştir? Bu yaklaşımın 'çevre hakkı' ve 'kamu sağlığının korunması' prensipleriyle ilişkisini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #213493

Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin bu kararında, çevrenin kasten kirletilmesi suçunda atık maddelerin bırakıldığı toprak parçasının mülkiyetinin suçun sübutu açısından mutlak bir delil niteliği taşımadığına hükmedilmiştir. Kararda, TCK m.181 bakımından korunan hukuki yararın 'çevre' olduğu, mülkiyetin ise suçun unsuru olarak kanunda düzenlenmediği belirtilmiştir. Mahkeme, 'aksine kabulü halinde mülkiyet hakkının çevreyi kirletebilecek biçimde sınırsız kullanımının çevreyi kasten kirletme suçunu oluşturmayacağı sonucuna varılacağı' ve bunun yasa koyucunun amacına aykırı olduğu sonucuna varmıştır. Bu yaklaşım, Anayasa'nın 56. maddesinde güvence altına alınan 'sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı' ile TCK'nın 1. maddesinde öngörülen 'kamu sağlığını ve çevreyi koruma' prensiplerini destekler niteliktedir. Bu prensiplere göre, çevrenin korunması bireylerin mülkiyet hakkından bağımsız bir kamu yararıdır. Dolayısıyla, bir kişinin kendi arazisinde dahi çevreyi kirletecek fiillerde bulunması, teknik usullere aykırı ve çevreye zarar verecek nitelikte ise TCK m.181 kapsamında cezalandırılabilir; mülkiyet hakkı, çevre kirliliği suçunda bir hukuka uygunluk nedeni teşkil etmez.