FETÖ/PDY'nin 'konvansiyonel olmayan' ve 'gizlilikte hareket eden' yapısının, kişilerin örgütün amacını bilerek ve isteyerek örgütsel faaliyette bulunduğunu ispatlama yükümlülüğü üzerindeki etkisini tartışınız. Yargı organlarının bu konudaki 'fiili karinelere' başvurmasını 'suçsuzluk/masumiyet karinesi' açısından eleştiriniz.
FETÖ/PDY'nin geleneksel olmayan, gizli ve asıl amacını ustalıkla gizleyen bir yapı olması, kişilerin örgütün nihai amacını ve terör niteliğini bilerek ve isteyerek (doğrudan kastla) hareket ettiklerini somut delillerle ispat etmeyi oldukça güçleştirmektedir. Yazıda belirtildiği gibi, 'her türlü şüpheyi bertaraf eden çok güçlü kanıtlara' ihtiyaç vardır. Ancak uygulamada, bu nitelikte kanıtların bulunmadığı durumlarda yargı organlarının 'aksine ispatı mümkün olmayan fiili karinelere' (örn. yedi katmanlı piramit, belirli tarihler sonrası ilişkiler) başvurduğu görülmektedir. Bu 'kurgusal' veya 'şematik' yargılama yaklaşımı, kişisel değerlendirme sorumluluğundan kaçınarak, belirli kategorideki kişilerin doğrudan kastla hareket ettiğini varsaymaktadır. Bu durum, ceza muhakemesinin temel ilkelerinden olan 'suçsuzluk/masumiyet karinesi' (in dubio pro reo) ile ciddi şekilde çelişmektedir. Zira suçsuzluk karinesi, sanığın suçluluğunun hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kesinlikte ispatını gerektirir; şüphe halinde sanık lehine yorum yapılır. Fiili karinelerin mutlak delil gibi kabul edilmesi, bu ilkeyi ihlal ederek 'varsayımlara dayalı' mahkumiyetlere yol açabilir.