Çevrenin kasten kirletilmesi suçunda (TCK m.181), failin kusurluluk türü olarak doğrudan kastın aranması ve taksirli hallerin ceza sorumluluğunu gerektirmesi arasındaki ayrımı, Yargıtay'ın 18. Ceza Dairesi'nin kararları ışığında açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #213484

TCK m.181/1, çevrenin 'kasten' kirletilmesi suçunu düzenlemektedir. Bu suçun manevi unsuru doğrudan kasttır. Yani, failin atık veya artıkları ilgili kanunlarda belirlenen teknik usullere aykırı ve çevreye zarar verecek şekilde alıcı ortama vereceğini bilmesi ve istemesi gerekir. Yargıtay 18. Ceza Dairesi kararları (örn. 2015/25325 E., 2017/1571 K.), bu suçun kasten işlenebileceğini açıkça belirtir. Aynı kararda, çevrenin 'taksirle' kirletilmesi suçu ise TCK m.182'de ayrı bir suç tipi olarak düzenlenmiştir. Taksir, failin suç işlemek istememesi ancak dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla neticeyi öngörmeyerek (bilinçsiz taksir) veya neticeyi öngörmesine rağmen meydana gelmeyeceğine güvenerek (bilinçli taksir) fiili gerçekleştirmesidir. Yargıtay, örneğin denize yakıt boşaltma olayında (18. CD., 2015/25325 E., 2017/1571 K.), sanığın heyecanlanması sonucu hortumun düşmesiyle akaryakıtın denize dökülmesi eylemini 'kast ya da taksir şeklindeki kusurluluk türlerinden hangisinden sorumlu olduğu tartışılarak' belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu, eylemin istem dışı, dikkatsizlik sonucu gerçekleşmesi halinde taksir hükümlerinin devreye girebileceği anlamına gelirken, kasten kirletme için failin bu kirliliği isteyerek ve bilerek yapması gerekmektedir.