Metindeki Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2014/312 K. sayılı kararının muhalif kalan üyesinin, TCK m. 135 ve 136'nın 'belirlilik ilkesi' açısından Anayasa'ya aykırı olduğu ve Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması gerektiği yönündeki argümanını açıklayınız. Bu argüman, 'kişisel veri' tanımının kanunda yer almamasından nasıl etkilenmektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #213373

Muhalif üyenin argümanı, TCK m. 135 ve 136'nın, 'kanunilik' ilkesinin bir gereği olan 'belirlilik' ve 'açıklık' ilkelerine uymadığı, bu nedenle Anayasa'ya aykırı olduğu tezine dayanmaktadır. Argümanın temelini 'kişisel veri' tanımının kanunda yer almaması oluşturur: 1) Belirsiz Suç Konusu: TCK m. 135 ve 136, suçun konusunu 'kişisel veri' olarak belirlemiş, ancak 'kişisel verinin' ne olduğuna dair yasal bir tanım yapmamıştır. Gerekçedeki 'gerçek kişiyle ilgili her türlü bilgi' ifadesi ise son derece geniştir. Muhalif üyeye göre, bu durum vatandaşların hangi bilgileri kaydetmenin, vermenin veya ele geçirmenin suç olduğunu önceden açık ve net bir şekilde bilmelerini imkansız hale getirmektedir. 2) Keyfi Yoruma Açıklık: Yasal bir tanım olmadığında, 'kişisel veri' kavramının içeriği uygulayıcıların (hakim, savcı) ve doktrinin yorumuna bırakılmaktadır. Muhalif üye, 'ne kadar uygulayıcı ve bilim adamı varsa herkes kendine göre farklı bir kişisel veri tanımı yapmakta' diyerek bu soruna işaret etmektedir. Bu durum, hukuki güvenliği zedeleyen ve keyfi uygulamalara yol açabilecek bir belirsizlik yaratır. 3) Kanunilik İlkesinin İhlali: Anayasa m. 38 ve TCK m. 2'ye göre, bir fiilin suç oluşturabilmesi için kanunda 'açıkça' tanımlanması gerekir. Suçun konusunun (kişisel veri) ne olduğunun belirsiz olması, suçun kendisinin de belirsiz olması anlamına gelir. Bu, yasama organının suçları tanımlama görevinin bir kısmını yargıya ve idareye devretmesi sonucunu doğurur ki bu da kanunilik ilkesiyle bağdaşmaz. Bu nedenlerle muhalif üye, bu maddelerin belirlilik ilkesine aykırı olduğunu, bu nedenle öncelikle Anayasa Mahkemesi'ne iptal başvurusunda bulunulup sonucunun 'bekletici mesele' yapılması gerektiğini savunmuştur.