Metindeki Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin İstanbul Valisi hakkındaki bozma kararında, eylemin '2012' yılına ait olması ve o tarihte yapının 'Cemaat' olarak bilinmesi' dikkate alınmıştır. Bu kararın, 'eşitlik' ve 'öngörülebilirlik' ilkeleri uyarınca diğer dosyalara etkisinin ne olması gerektiğini metnin yazarı nasıl savunmaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #213356

Metnin yazarı, söz konusu kararın yarattığı içtihadın 'eşitlik' ve 'öngörülebilirlik' ilkeleri gereği, benzer durumdaki tüm sanıklar için uygulanması gerektiğini savunmaktadır. Yazarın argümanı şöyledir: 1) Eşitlik İlkesi: Eğer İstanbul gibi metropol bir ilin valisi olan, devletin en üst düzey bürokratlarından biri için dahi 2012 yılında yapının 'Cemaat' olarak bilindiği ve bu tarihteki bir telefon görüşmesinin örgütsel faaliyet sayılamayacağı kabul ediliyorsa, aynı dönemde yapıyla çok daha alt düzeyde (sohbet, bağış, okul kaydı vb.) ilişki kurmuş olan sıradan bir vatandaş, esnaf, öğretmen veya memur için bu durumun evleviyetle geçerli olması gerekir. Yüksek profilli bir sanık için geçerli olan bu hukuki mülahazanın, benzer veya daha az yoğunlukta irtibatı olan diğer sanıklara uygulanmaması, Anayasa'nın 10. maddesindeki 'kanun önünde eşitlik' ilkesinin ihlali anlamına gelir. 2) Öngörülebilirlik ve Hukuki Güvenlik: Yargıtay'ın bu kararı, 2012 yılının, bir fiilin örgütsel suç oluşturup oluşturmadığının değerlendirilmesinde kritik bir zaman dilimi olduğunu ortaya koymaktadır. Bu, hukuki bir standart oluşturur. Hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkeleri, mahkemelerin benzer hukuki durumlara benzer çözümler üretmesini gerektirir. Dolayısıyla, yazar, İstanbul Valisi için yapılan bu 'zaman sınırlaması'nın veya 'başlangıç belirlemesi'nin, keyfi ve kişiye özel bir uygulama olarak kalmaması, tüm dosyalarda emsal alınarak tutarlı bir şekilde uygulanması gerektiğini savunmaktadır. Bu yapılmadığı takdirde, yargı kararları arasındaki tutarsızlık ve çelişkiler artacak, bu da adil yargılanma hakkını zedeleyecektir.