Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi'nin Mukadder Alakuş başvurusunda, ByLock kullanımı ve Bank Asya'ya para yatırma fiillerinin tek başına terör örgütü üyeliği suçunu oluşturamayacağı yönündeki görüşünü, Türk yargısının bu delillere yaklaşımıyla karşılaştırarak 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesi açısından değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #213323

BM İnsan Hakları Komitesi'nin Mukadder Alakuş görüşü ile Türk yargısının (özellikle Yargıtay'ın) yaklaşımı arasında 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesinin yorumlanması açısından önemli bir fark bulunmaktadır. 1) BM İnsan Hakları Komitesi'nin Yaklaşımı: Komite, ByLock kullanımı ve Bank Asya'ya para yatırma gibi fiillerin, 'başka delillerle desteklenmeksizin' terör örgütü üyeliği suçundan mahkumiyete dayanak yapılamayacağını belirtmiştir. Komite'ye göre bu durum, TCK m. 314'ün 'açık ve öngörülebilir olmayan' bir şekilde yorumlanması ve uygulanması anlamına gelmektedir. Bu yaklaşım, İHAS m. 7'deki 'kanunsuz ceza olmaz' ilkesinin 'öngörülebilirlik' unsuruna odaklanır. Yani, bir kişi sadece bir aplikasyon kullandığı veya yasal bir bankaya para yatırdığı için terör örgütü üyeliğinden cezalandırılabileceğini makul olarak öngöremez. 2) Türk Yargısının Yaklaşımı: Metinde de belirtildiği gibi, Türk yargısı, özellikle Yargıtay, bu delillere farklı bir anlam yüklemektedir. Yargıtay, ByLock'un münhasıran FETÖ/PDY üyeleri tarafından örgütsel iletişim için kullanılan bir program olduğunu kabul ederek, bu programı 'kullanan' kişinin örgüt üyesi olduğuna dair 'güçlü bir delil' teşkil ettiğini, hatta tek başına mahkumiyet için yeterli olabileceğini belirtmektedir. Benzer şekilde, Bank Asya'ya örgüt liderinin talimatından sonra para yatırılmasını da 'örgütsel bir faaliyet' ve örgüte yardım veya üyelik delili olarak kabul etmektedir. 3) Karşılaştırma ve Değerlendirme: BM Komitesi, fiillerin objektif niteliğine ve işlendiği andaki yasallığına odaklanırken, Türk yargısı bu fiillerin arkasındaki 'örgütsel kastı' bir karine olarak varsaymaktadır. Komite'nin yaklaşımı, kanunilik ilkesini ve öngörülebilirliği daha sıkı bir şekilde yorumlarken; Türk yargısının yaklaşımı, örgütün kendine özgü yapısını dikkate alarak bu fiilleri örgütsel bağlılığın bir kanıtı olarak görme eğilimindedir. Metindeki eleştiri, Türk yargısının bu yaklaşımının, fiillerin işlendiği tarihte suç oluşturmayan eylemleri geriye dönük olarak suç sayma ve kanunu sanık aleyhine öngörülemez biçimde geniş yorumlama riski taşıdığı yönündedir. Bu durum, 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesi açısından ciddi bir gerilim yaratmaktadır.