CMK m. 119/4, Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için 'o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur' demektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun ve Anayasa Mahkemesi'nin bu kuralın ihlalinin sonuçlarına ilişkin yaklaşımlarındaki evrimi metindeki kararlar ışığında açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #213239

Metindeki kararlardan anlaşıldığı üzere, bu konudaki yargısal yaklaşım önemli bir evrim geçirmiştir: 1) Eski Yaklaşım (YCGK'nın 2012 öncesi kararları): Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2007 ve 2012 tarihli kararlarında CMK m. 119/4'teki arama tanığı bulundurma zorunluluğunu 'şekli bir kural' olarak görmekteydi. Bu kuralın ihlal edilmesinin tek başına aramayı hukuka aykırı hale getirmeyeceğini ve bu arama sonucu elde edilen delillerin 'hukuka aykırı delil' sayılamayacağını kabul ediyordu. Bu yaklaşım, kuralın getirilme amacını göz ardı ettiği için eleştirilmekteydi. 2) Dönüm Noktası (AYM'nin Bireysel Başvuru Kararı): Metinde atıf yapılan Anayasa Mahkemesi'nin 19.11.2014 tarihli ve 2013/6183 başvuru numaralı kararı, bu yaklaşımı temelden değiştirmiştir. AYM, arama tanığı bulundurulmadan yapılan bir aramada elde edilen delillerin 'tek ve belirleyici delil' olarak mahkumiyete esas alınmasının, Anayasa m. 36'daki 'adil yargılanma hakkını' ihlal ettiğine karar vermiştir. AYM, bu kuralı basit bir şekil şartı olarak değil, aramanın hukuka uygunluğunu ve delillerin güvenilirliğini sağlayan temel bir güvence olarak görmüştür. 3) Yeni Yaklaşım (YCGK'nın 2015 sonrası kararları): Anayasa Mahkemesi'nin bu bağlayıcı kararından sonra Yargıtay Ceza Genel Kurulu da içtihadını değiştirmiştir. Metindeki 28.04.2015 tarihli 2013/9-464 E. sayılı kararda görüldüğü üzere YCGK, CMK m. 119/4'e aykırı olarak, yani arama tanıkları hazır olmadan yapılan bir aramanın 'icrası bakımından hukuka aykırı olduğunu' ve bu arama sonucu elde edilen delillerin 'hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delil' niteliğinde olup CMK m. 217/2 uyarınca hükme esas alınamayacağını açıkça kabul etmiştir. Bu evrim, temel hak ve özgürlüklerin korunması ve adil yargılanma hakkının güvencelerinin güçlendirilmesi yönünde önemli bir adımdır.