Metindeki Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2018/120 K. sayılı kararında, sanığın başkasının kimlik bilgileriyle telefon hattı alması eyleminin neden 'özel belgede sahtecilik' (TCK m. 207) suçu yerine, 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'nun 56. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir? Bu durum, ceza hukukundaki hangi ilkeyle açıklanır?
Bu durum, ceza hukukundaki 'özel normun genel norma önceliği' (lex specialis derogat legi generali) ilkesiyle açıklanır. Yargıtay kararındaki mantık şöyledir: 1) Genel Norm: TCK m. 207'de düzenlenen 'özel belgede sahtecilik' suçu, her türlü özel belgenin sahte olarak düzenlenmesini veya kullanılmasını cezalandıran genel bir hükümdür. 2) Özel Norm: 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'nun 56. maddesi ise çok daha spesifik bir durumu düzenlemektedir: 'İşletmeci veya adına iş yapan temsilcisine abonelik kaydı sırasında abonelik bilgileri konusunda gerçek dışı belge ve bilgi verilemez' ve 'Gerçeğe aykırı evrak düzenlemek... suretiyle kişinin bilgi ve rızası dışında tesis edilmiş olan abonelikler kullanılamaz.' Bu hüküm, sahtecilik eylemini 'elektronik haberleşme aboneliği' bağlamıyla sınırlandırmaktadır. 3) İlkenin Uygulanması: Bir olayda, hem genel normun hem de özel normun kapsamına giren bir fiil söz konusu olduğunda, 'özel normun önceliği' ilkesi gereği, kanun koyucunun o özel durumu düzenleme iradesine üstünlük tanınır ve sadece özel norm uygulanır. Sanığın eylemi, başkasının bilgileriyle sahte bir abonelik sözleşmesi düzenleyerek telefon hattı almak olduğu için, bu fiil hem genel olarak özel belgede sahteciliktir, hem de spesifik olarak 5809 sayılı Kanun'daki tanıma uymaktadır. Bu durumda özel kanun olan 5809 sayılı Kanun'un ilgili maddesi uygulanmalıdır. Kararda bu durumun sanık lehine olmasının bir diğer nedeni de, 5809 sayılı Kanun'daki suçun 'önödeme' kapsamında olması, yani belirli bir miktar para ödenmesiyle kamu davasının düşme ihtimalinin bulunmasıdır. Bu da TCK m. 7'deki 'lehe kanun' ilkesiyle bağlantılıdır.