Metindeki Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2008/10019 K. sayılı kararında, çevrenin kasten kirletilmesi suçunda, kirletilen toprağın mülkiyetinin kime ait olduğunun tespit edilmesinin neden 'suçun sübutu bakımından mutlak sayılan bir delil niteliği taşımadığı' belirtilmiştir? Bu kararın, TCK m. 181'in koruduğu hukuki yarar açısından anlamını açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #213186

Bu kararda, kirletilen toprağın mülkiyetinin tespitinin zorunlu olmamasının temel nedeni, TCK m. 181'in koruduğu hukuki yararın bireysel 'mülkiyet hakkı' değil, kamusal bir değer olan 'çevre hakkı' ve 'kamu sağlığı' olmasıdır. Açıklaması şöyledir: 1) Korunan Hukuki Yarar: Çevrenin kasten kirletilmesi suçu, kişilerin bireysel mülklerine verilen zararı değil, tüm toplumu ve canlıları ilgilendiren ortak bir değer olan çevrenin (toprak, su, hava) kendisini korumayı amaçlar. Çevre, sahibi olmayan veya mülkiyeti kime ait olursa olsun tüm toplumu ilgilendiren kolektif bir varlıktır. 2) Mülkiyetin Suçun Unsuru Olmaması: TCK m. 181'deki suç tanımında, fiilin 'başkasına ait' bir toprağa karşı işlenmesi gibi bir unsur bulunmamaktadır. Dolayısıyla, bir kişi kendi mülkiyetindeki bir araziye dahi teknik usullere aykırı ve çevreye zarar verecek şekilde atık dökerek bu suçu işleyebilir. Çünkü eylem, sadece o mülke değil, o mülkün bir parçası olduğu ekosisteme, yeraltı sularına ve genel çevre sağlığına zarar verme potansiyeli taşır. 3) Kıyas Yasağı ve Amaca Uygun Yorum: Yargıtay kararında da belirtildiği gibi, aksinin kabulü, yani suçun sadece başkasının arazisine atık dökmekle oluşacağını düşünmek, 'mülkiyet hakkının çevreyi kirletebilecek biçimde sınırsız kullanımının' suç oluşturmayacağı gibi hukukun amacıyla bağdaşmayan bir sonuca yol açar. Bu, maddenin lafzına ve ruhuna (koruma amacına) aykırı olur. Sonuç olarak, bu suçun konusu mülkiyet değil çevrenin kendisi olduğu için, arazinin tapu kaydının kimin adına olduğu, suçun oluşup oluşmadığının tespiti açısından zorunlu ve belirleyici bir delil değildir.