İHAM'ın FETÖ/PDY ile bağlantılı eylemler (ByLock, banka hesabı, dernek üyeliği vb.) hakkındaki 'yasallık karinesi' (legality presumption) yaklaşımını açıklayınız. Bu yaklaşımın, TCK m. 30/1'deki 'hata' ve TCK m. 2'deki 'kanunilik' ilkesi ile ilişkisi nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #213168

İHAM, Taner Kılıç/Türkiye (No. 2) ve Ilıcak/Türkiye (No. 2) gibi kararlarında, FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunun kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla tespit edilip kamuoyunca bilinir hale gelmesinden önceki dönemde gerçekleştirilen eylemlerin 'yasallık karinesi'nden yararlandığını belirtmektedir. Yani, o tarihte yasalara uygun olarak faaliyet gösteren bir bankaya para yatırmak, bir medya organında çalışmak, yasal bir sendikaya üye olmak gibi fiiller, tek başlarına bir suç şüphesi oluşturmazlar. Bu yaklaşımın TCK m. 30/1 ve TCK m. 2 ile ilişkisi şöyledir: 1) Hata (TCK m. 30/1): Bir fiil 'yasallık karinesi'nden yararlanıyorsa, yani dış görünüşü itibarıyla tamamen hukuka uygun bir faaliyet ise, sıradan bir bireyin bu fiili işlerken aslında bir terör örgütüne yardım ettiğini veya üye olduğunu bilmesi beklenemez. Bu durum, TCK m. 30/1'deki 'suçun maddi unsurunda hata' halinin somut bir tezahürüdür. Fail, yasal bir bankacılık faaliyeti yaptığını düşünürken, aslında bir terör örgütüne yardım fiilini işlediğini bilmemektedir. 2) Kanunilik (TCK m. 2): İşlendiği tarihte yasal olan ve herkes tarafından meşru kabul edilen bir fiilin, sonradan geriye dönük bir yorumla terör suçu delili olarak kabul edilmesi, 'suçların ve cezaların kanunla belirliliği' ve 'öngörülebilirlik' ilkelerine aykırıdır. İHAM, bu tür eylemlerin tek başına mahkumiyete dayanak yapılmasının, ceza kanununun sanık aleyhine öngörülemez ve genişletici bir yorumu olacağını ve İHAS m. 7'yi ihlal edeceğini belirtmektedir. Dolayısıyla İHAM'ın 'yasallık karinesi' yaklaşımı, hem failin kastının yokluğuna (hata) hem de eylemin öngörülemezliğine (kanunilik ihlali) işaret eden bütüncül bir bakış açısı sunmaktadır.