Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 2013/5628 K. sayılı kararında, sanığın kendisini başka bir kişi olarak tanıtarak jandarmayı araması ve o kişi tarafından tehdit edildiğini ihbar etmesi eylemi neden 'suç uydurma' değil, 'suç üstlenme' olarak nitelendirilmiştir?
Bu nitelendirmenin sebebi, failin eyleminin odağının 'kimin suç işlediği' bilgisi olmasıdır. Suç uydurma (TCK m. 271), 'işlenmemiş bir suçun işlenmiş gibi' gösterilmesidir. Suç üstlenme (TCK m. 270) ise, bir suçun 'kendisi veya bir başkası tarafından' işlendiğine dair gerçeğe aykırı beyanda bulunmaktır. Yargıtay'ın ilgili kararında sanık, işlenmemiş bir 'tehdit' suçunu, kendisini 'O.T.' olarak tanıtarak, yani sanki mağdur 'O.T.' imiş gibi ihbar etmiştir. Ancak bu ihbarla aynı zamanda, hayali tehdit suçunun failinin 'M.K.' olduğunu bildirmiştir. Bu eylem, doğrudan doğruya 'M.K.' isimli kişiye bir suç isnadı içermektedir. Ancak sanık, kendisini O.T. olarak tanıtarak aslında bu hayali suçun mağduru olduğunu söylemiş ve dolayısıyla fiili olarak işlenmemiş bir suçu başkası işlemiş gibi göstermek yerine, bir nevi başkasının kimliğine bürünerek hayali bir suçun mağduru olduğunu söylemiştir. Yargıtay bu karmaşık durumu, işlenmemiş bir suçu kendisiyle ilişkilendirdiği (başkasının kimliğiyle de olsa) için 'suç üstlenme' olarak yorumlamıştır. Bu, iki suçun sınırlarının ne kadar iç içe geçebileceğini gösteren bir karardır. *Not: Metindeki karar özetinde bir mantık hatası olabilir, 'işlenmemiş olan bir suçun kendisi tarafından işlendiğini bildirmek' ifadesi ile olay örgüsü tam uyuşmuyor. Klasik tanıma göre bu eylem iftiraya daha yakındır. Ancak karar metnindeki sonuç budur.* (Kaynak: avmehmetgenc.com/suc-uydurma-sucu-ve-cezasi)