Bir sözleşmenin kurulması sırasında taraflardan birinin, karşı tarafın kasıtlı eylemleri olmaksızın, kendi dalgınlığı veya yanlış anlaması sonucu sözleşmenin niteliğinde (örneğin, satış yerine bağış yaptığını sanması) esaslı bir yanılgıya düşmesi durumu, TBK'daki hangi irade bozukluğu haline girer? Bu durumun 'aldatma (hile)'den farkı nedir ve sözleşmenin iptali için yanılgının 'esaslı' olması şartı ne anlama gelir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #210618

Bu durum, TBK m. 30 vd. hükümlerinde düzenlenen 'yanılma (hata)' irade bozukluğu halidir. Metinde de belirtildiği gibi, yanılma; irade ile beyan arasında, kişinin kendi iç dünyasındaki bir nedenle (dalgınlık, yanlış anlama) istemeyerek meydana gelen bir uyumsuzluk halidir. 'Aldatma (hile)'den temel farkı, yanılmada karşı tarafın kasıtlı bir yanıltma eyleminin bulunmamasıdır; kişi kendi kendine yanılır. Aldatmada ise, bir taraf diğerini kasten yanıltır. Yanılma nedeniyle bir sözleşmenin iptal edilebilmesi için, yanılmanın 'esaslı' olması gerekir. Esaslı yanılma halleri TBK m. 31'de sayılmıştır (sözleşmenin niteliğinde yanılma, konuda yanılma, kişide yanılma, miktarda yanılma gibi). Örnekteki gibi, bir kişinin satış sözleşmesi yaptığını zannederken aslında bağışlama sözleşmesi imzalaması, 'sözleşmenin niteliğinde esaslı yanılma' halidir. Bu durumda, yanılgıya düşen taraf, yanıldığını öğrendiği andan itibaren bir yıl içinde sözleşmeyi iptal etme hakkına sahiptir (TBK m. 39). Aldatma durumunda ise, yanılgının esaslı olup olmadığına bakılmaksızın sözleşme iptal edilebilir.