Şufa (önalım) hakkının kullanılmasını engellemek amacıyla, tapuda yapılan satış işleminin 'hibe (bağış)' olarak gösterilmesi (muvazaa) halinde, önalım hakkı sahibi paydaşın hukuki durumu ne olur? Paydaşın bu muvazaalı işlemi iptal ettirip önalım hakkını kullanabilmesi için neyi ispat etmesi gerekir? Yargıtay 27.03.1957 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı'nda belirtilen, 'miras hukukuna müteferri maksatların veya hibe gibi mülahazaların hâkim olduğu' durumların, gerçek bir satış olmadığını kabul etmesinin altında yatan mantığı açıklayınız.
Tapuda yapılan işlemin şufa hakkını engellemek için satış yerine hibe olarak gösterilmesi, 'nispi (nitelikli) muvazaa' halidir. Bu durumda iki işlem vardır: tarafların yapmak istemediği görünürdeki işlem (hibe) ve tarafların gerçek iradesini yansıtan ancak gizlenen işlem (satış). Önalım hakkı sahibi paydaşın hukuki durumu şöyledir: Muvazaalı işlemler, tarafların gerçek iradesini yansıtmadığı için batıldır (TBK m. 19). Paydaş, üçüncü kişi konumunda olmasına rağmen, bu muvazaayı ileri sürme hakkına sahiptir. Paydaşın önalım hakkını kullanabilmesi için, görünürdeki hibe sözleşmesinin aslında muvazaalı olduğunu ve gizlenen işlemin bir 'satış sözleşmesi' olduğunu ispat etmesi gerekir. Muvazaa iddiası, senede karşı senetle ispat kuralının istisnası olup, tanık dahil her türlü delille (örn: satış bedelinin ödendiğine dair banka kayıtları, taraflar arasındaki yazışmalar, tanık beyanları) ispat edilebilir. Yargıtay 27.03.1957 tarihli İBK'nın mantığı, şufa hakkının sadece 'gerçek satışlar' için geçerli olmasıdır. Kanun, payın bir bedel karşılığında el değiştirmesi durumunda diğer paydaşlara öncelik tanımıştır. a) Miras Hukukuna İlişkin Amaçlar: Bir paydaşın, payını ileride mirasçısı olacak birine (örn: çocuğuna) ivazsız olarak devretmesi, aslında bir mirastan mal kaçırma veya miras taksimi amacı taşıyabilir. Bu, özünde bir satış değil, ölüme bağlı tasarrufa benzer bir işlemdir. b) Hibe Gibi Mülahazalar: Paydaşın, payını bir bedel beklentisi olmaksızın, tamamen karşılıksız olarak (minnet, sevgi vb. nedenlerle) bir başkasına devretme iradesi varsa, ortada bir satış sözleşmesinin temel unsuru olan 'bedel' yoktur. Şufa hakkı, paydaşın üçüncü kişiye ödediği bedeli ödeyerek payı alma hakkı verdiğine göre, ortada bir bedel yoksa bu hakkın kullanılması da mantıken mümkün olmaz. Yargıtay bu kararıyla, şufa hakkının amacının dışına çıkılarak, aile içi veya karşılıksız devirler gibi gerçek bir satış iradesi taşımayan işlemlerde kullanılmasını engellemek istemiştir. (Yarg. 6. HD, 2004/2905 E.) (Kaynak: or.av.tr/sufa-hakki-nedir/)