İsim (ad) veya soyadı değiştirme davasında, TMK m. 27 'haklı bir sebebin' varlığını aramaktadır. Bu 'haklı sebep' kavramının takdirinin hakime bırakılmış olmasını, hukuki güvenlik ilkesi ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların kullanımının sınırları açısından değerlendiriniz. Metinde sayılan 'ismin gülünç olması', 'kişinin farklı bir isimle tanınması' gibi nedenlerin Yargıtay tarafından haklı sebep olarak kabul edilmesinin altında yatan temel felsefe nedir? Bir kişinin, 'sadece ismini sevmediği için' değiştirmek istemesi, bu kapsamda 'haklı bir sebep' olarak kabul edilebilir mi? Tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #210540

'Haklı sebep' kavramı, kanun koyucu tarafından bilinçli olarak ucu açık bırakılmış, hakimin somut olayın özelliklerine göre takdir yetkisini kullanmasını gerektiren bir kavramdır. Bu durum, bir yandan her olayın kendi içinde değerlendirilmesine imkan tanıyarak esneklik sağlarken, diğer yandan hakimin takdir yetkisinin sınırları ve kararların öngörülebilirliği açısından hukuki güvenlik ilkesiyle bir gerilim yaratabilir. Ad ve soyadı, kişiye sıkı sıkıya bağlı, kişiliğin ayrılmaz bir parçası olan temel bir haktır. Yargıtay'ın 'gülünç isim', 'kötü anlama gelen isim', 'farklı isimle tanınma' gibi nedenleri haklı sebep kabul etmesinin temel felsefesi, kişinin toplum içindeki kimliği, sosyal ve psikolojik bütünlüğü ile ilgilidir. Kişinin, kendisini toplum önünde küçük düşüren, alay konusu yapan veya gerçek sosyal kimliğiyle örtüşmeyen bir ad veya soyadını taşımaya zorlanması, kişilik haklarına (TMK m. 24) bir müdahale olarak görülmektedir. Bu nedenle mahkeme, ismin kişi üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmayı amaçlar. Bir kişinin 'sadece ismini sevmemesi'nin haklı sebep olup olmadığı tartışmalıdır. Klasik görüş, bunun sübjektif ve keyfi bir neden olduğunu ve haklı sebep sayılmayacağını savunurdu. Ancak modern hukuk anlayışı ve özellikle Anayasa Mahkemesi'nin bireyin 'adını belirleme hakkını' maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkı (Anayasa m. 17) kapsamında değerlendiren kararları sonrası, bu görüş esnemiştir. Artık kişinin, ismiyle manevi bir bağ kuramaması, bu ismi benimseyememesi ve bu durumun psikolojisini olumsuz etkilemesi, yeterince somutlaştırılıp mahkemeye sunulduğunda 'haklı bir sebep' olarak kabul edilme eğilimi güçlenmektedir. Önemli olan, talebin keyfi ve anlamsız olmaması, kişinin kimliği ve benlik saygısıyla ilgili ciddi bir rahatsızlıktan kaynaklandığının ortaya konulmasıdır. (Kaynak: avukaterdemozkan.com/blog/isim-degisikligi-davasi-bursa/)