Parada sahtecilik suçunu (TCK m. 197) düzenleyen metinde, sahte paranın 'aldatma kabiliyetinin bulunması' kriteri Yargıtay tarafından aranan bir unsur olarak belirtilmiştir. Bu 'aldatma kabiliyeti' (iğfal kabiliyeti) unsurunun hukuki niteliğini ve parada sahtecilik suçunun oluşumundaki rolünü açıklayınız. Aldatma kabiliyetinin belirlenmesinde objektif mi yoksa sübjektif mi bir ölçüt kullanılmalıdır? Örneğin, bir uzmanın kolayca anlayabileceği ancak ortalama bir vatandaşın fark edemeyeceği bir sahte paranın aldatma kabiliyeti var mıdır? Bu unsurun yokluğu halinde, failin eylemi hangi suçu oluşturabilir veya eylem suç olmaktan çıkar mı?
Aldatma kabiliyeti (iğfal kabiliyeti), parada sahtecilik suçunun yazılı olmayan ancak Yargıtay içtihatlarıyla suçun bir unsuru haline gelmiş olan zorunlu bir koşuludur. Hukuki niteliği itibarıyla, suçun 'konusunun elverişliliği' ile ilgilidir. Suçun oluşabilmesi için üretilen veya tedavüle konulan sahte paranın, gerçek para görünümünde olup, normal bir dikkat ve tecrübeye sahip kişileri aldatabilecek nitelikte olması gerekir. Aldatma kabiliyetinin rolü, kamu güvenini tehlikeye atma potansiyelini ölçmektir. Eğer para ilk bakışta veya basit bir kontrolle sahte olduğu anlaşılabilecek kadar kaba bir taklit ise (örneğin fotokopi), kamu güvenini sarsma, yani tedavülde karışıklığa yol açma tehlikesi bulunmadığından, suçun maddi unsuru oluşmamış sayılır. Aldatma kabiliyetinin belirlenmesinde, Yargıtay'ın benimsediği ölçüt 'objektif-sübjektif karma' bir ölçüttür. Esas olan, paranın muhatabı olan 'ortalama bir vatandaşın' aldatılıp aldatılamayacağıdır. Yani, ne herkesi aldatabilecek mükemmellikte bir sahtelik, ne de sadece dikkatsiz ve tecrübesiz kişileri aldatabilecek bir basitlik aranır. Önemli olan, paranın tedavül ettiği sosyal çevredeki makul dikkat sahibi insanları kandırma potansiyelidir. Bu nedenle, bir uzmanın (bankacı, dövizci) kolayca anlayabileceği ama sıradan bir vatandaşın fark edemeyeceği bir sahte paranın 'aldatma kabiliyeti' vardır. Zira para, sadece uzmanlar arasında değil, halk arasında tedavül eder. Aldatma kabiliyetinin tamamen yokluğu halinde, parada sahtecilik suçu (TCK m. 197) oluşmaz. Failin, bu nitelikteki bir sahte parayı gerçek gibi sunarak bir kişiden mal veya hizmet alması durumunda, eylem şartları varsa 'dolandırıcılık' (TCK m. 157) suçunu oluşturabilir. Eğer fail kimseyi aldatamamış ve bir yarar sağlayamamışsa, eylemi suç oluşturmayabilir veya dolandırıcılığa teşebbüs olarak değerlendirilebilir. (Yargıtay 15. CD, E: 2014/15369) (Kaynak: avmehmetgenc.com/blog/parada-sahtecilik-sucu-ve-cezasi/116)