Türkiye'ye yasa dışı yollarla giriş yapmış veya vize/ikamet izni süresini ihlal etmiş bir yabancı hakkında sınır dışı etme kararı verilmiştir. Bu yabancının, ülkesinde devam eden iç savaş nedeniyle 'ölüm cezası, işkence veya insanlık dışı muamele görme riski' altında olduğunu iddia ederek açtığı iptal davasında, mahkemenin ispat yükü ve delillerin değerlendirilmesi açısından nasıl bir yaklaşım sergilemesi gerekir? Davacının bu riskin varlığını mutlak surette ispatlaması mı beklenmelidir, yoksa 'ciddi bir riskin varlığına dair makul şüphe' yeterli midir? Bu konudaki AİHM içtihatlarının Türk idare mahkemeleri üzerindeki etkisini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #210464

Bu tür bir davada, ispat standardı ve delillerin değerlendirilmesi klasik idari davalardan farklılık gösterir. Mahkemenin yaklaşımı şu şekilde olmalıdır: 1) İspat Yükünün Hafifletilmesi: Davacı yabancının, geri gönderileceği ülkede işkence veya insanlık dışı muamele göreceğini 'kesin' olarak ispatlaması beklenemez. Zira bu, çoğu zaman fiilen imkansızdır. AİHM içtihatlarına (örn: Soering/Birleşik Krallık, Saadi/İtalya) göre, davacının kendi durumunu destekleyen ve 'gerçek bir riskin' varlığını gösteren 'ciddi ve makul gerekçeler' sunması yeterlidir. İspat yükü, davacı ve idare arasında paylaştırılır; davacı iddialarını somutlaştırdıktan sonra, idarenin bu riskin mevcut olmadığını göstermesi beklenebilir. 2) Delillerin Değerlendirilmesi: Mahkeme, sadece davacının sunduğu delillerle bağlı kalmamalı, resen araştırma ilkesi gereği kendisi de delil toplamalıdır. Bu kapsamda; - Ülke Raporları: BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi uluslararası kuruluşların ve Dışişleri Bakanlığı'nın davacının menşe ülkesi hakkındaki güncel raporları incelenmelidir. - Davacının Kişisel Durumu: Davacının etnik kökeni, dini, siyasi görüşü, geçmişte yaşadığı olaylar gibi kişisel özellikleri, iddia edilen riskin onun özelinde ne kadar gerçekçi olduğunu değerlendirmede önemlidir. - 'Makul Şüphe' Standardı: AİHM içtihatları uyarınca, geri gönderme halinde AİHS m. 3'ün (işkence yasağı) ihlal edileceğine dair 'ciddi nedenlere dayanan makul bir şüphe'nin varlığı, sınır dışı işleminin durdurulması için yeterlidir. Bu standart, mutlak ispattan daha düşük bir ispat derecesidir. Anayasa'nın 90. maddesi uyarınca, usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası antlaşmalar kanun hükmündedir ve temel hak ve özgürlüklere ilişkin olanlarda kanunlarla çelişme durumunda antlaşma hükümleri esas alınır. AİHS ve AİHM içtihatları bu kapsamda Türk idare mahkemeleri için bağlayıcıdır ve mahkemeler yorumlarını bu çerçevede yapmakla yükümlüdür. (Kaynak: avmehmetgenc.com/sinir-disi-kararina-itiraz-ve-iptal-davasi/)