TCK m. 218'e göre, TCK m. 216'da düzenlenen halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçlarının 'basın ve yayın yoluyla' işlenmesi halinde cezanın yarı oranına kadar artırılacağı, ancak 'haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının suç oluşturmayacağı' belirtilmiştir. Bu 'haber verme ve eleştiri hakkı' sınırının belirlenmesinde, AİHM'in 'sorumlu gazetecilik' ve 'kamuoyunu şok edici veya rahatsız edici ifadeler' doktrinleri nasıl bir rol oynar?
TCK m. 218'deki bu sınır, doğrudan doğruya Anayasa m. 28 (basın hürriyeti) ve AİHS m. 10'dan (ifade özgürlüğü) kaynaklanır. Bu sınırın belirlenmesinde AİHM içtihatları kritik bir rol oynar: 1) Sorumlu Gazetecilik: Basın, haber verirken ve eleştiri yaparken belirli bir özen ve sorumluluk içinde hareket etmelidir. Haberlerin doğruluğunu makul ölçüde araştırmalı, kişileri gereksiz yere hedef göstermemeli ve nefret söylemine veya şiddete teşvik eden bir dil kullanmamalıdır. 2) Şok Edici veya Rahatsız Edici İfadeler: AİHM, ifade özgürlüğünün sadece lehte veya zararsız kabul edilen bilgileri değil, aynı zamanda devleti veya toplumun bir bölümünü 'şok eden, rahatsız eden veya endişelendiren' ifadeleri de kapsadığını belirtir. Bu, demokratik çoğulculuğun bir gereğidir. TCK m. 218'in yorumunda, bir ifadenin sadece rahatsız edici olması TCK m. 216'yı oluşturmak için yeterli değildir. İfadenin, bu sınırları aşarak, açıkça kin ve düşmanlığa yol açacak, şiddeti teşvik edecek veya nefret söylemi niteliği taşıyacak bir boyuta ulaşması gerekir. Yargıtay kararları da (ör. 18 CD, 18864/16714) bu dengeyi gözeterek, şiddet çağrısı içermeyen ve yasal çerçevedeki ifade özgürlüğü kapsamında kalan eleştirilerin suç oluşturmayacağını vurgulamaktadır. (Kaynak: or.av.tr/halki-kin-ve-dusmanliga-tahrik-veya-asagilama-sucu-nedir/)