5237 sayılı TCK'nın 'yaş küçüklüğü'ne ilişkin 31. maddesi ile 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 'suça sürüklenen çocuk' tanımı birlikte değerlendirildiğinde, ceza hukukumuzun çocuğa bakış açısındaki temel felsefenin 'cezalandırıcı adalet' mi, yoksa 'onarıcı adalet' mi olduğunu, bu düzenlemelerin getirdiği koruyucu mekanizmalar üzerinden tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #210099

Bu düzenlemeler, ceza hukukumuzun çocuğa yaklaşımının, klasik 'cezalandırıcı adalet' anlayışından uzaklaşarak, 'onarıcı adalet' ve 'koruyucu adalet' felsefesini benimsediğini göstermektedir. Bu felsefenin temel göstergeleri şunlardır: 1) Sorumluluğun Yaşa Göre Kademelendirilmesi (TCK m. 31): 12 yaşından küçüklere mutlak sorumsuzluk tanınması, 12-15 yaş arasında kusur yeteneğinin ayrıca araştırılması, cezalarda yaşa göre zorunlu indirimler yapılması gibi düzenlemeler, çocuğun gelişimsel özelliklerini dikkate alan bir yaklaşımı yansıtır. 2) Terminoloji (ÇKK): 'Sanık' yerine 'suça sürüklenen çocuk' tabirinin kullanılması, çocuğu damgalamaktan kaçınma ve onu bir failden çok, olumsuz koşulların bir sonucu olarak görme anlayışını gösterir. 3) Güvenlik Tedbirleri (ÇKK): Ceza yerine veya ceza ile birlikte, çocuğun ihtiyacına göre danışmanlık, eğitim, sağlık, bakım gibi 'çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine' hükmedilmesi, sistemin önceliğinin cezalandırmak değil, çocuğu iyileştirmek ve topluma kazandırmak olduğunu ortaya koyar. 4) Özel Yargılama Usulü: Çocuk mahkemelerinin kurulması, duruşmaların kapalı yapılması, sosyal inceleme raporu alınması gibi usuller, çocuğu yargılamanın yıpratıcı etkilerinden korumayı hedefler. Tüm bu mekanizmalar, sistemin çocuğa karşı sorumluluğunu ön plana çıkaran onarıcı bir adalet anlayışının ürünleridir. (Kaynak: avukaterdemozkan.com/ceza-hukuku/cocuk-suclari/)