Bir sanığın, gıyabında yapılan bir duruşmada verilen ve usulüne uygun tebliğ edilmeyen bir mahkumiyet kararına karşı, kararı öğrendikten sonra yaptığı temyiz başvurusunun süresinde kabul edilmesinin hukuki dayanağı nedir? Tebligat Kanunu'nun 21. maddesindeki usule uyulmamasının, kanun yolu sürelerini nasıl etkilediğini Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2015/4477 E. sayılı kararı çerçevesinde açıklayınız.
Ceza muhakemesinde temyiz gibi kanun yolu süreleri, kural olarak kararın usulüne uygun olarak 'tebliği' veya 'tefhimi' ile başlar. Bir tebligatın usulüne uygun sayılabilmesi için Tebligat Kanunu'ndaki şekil şartlarına harfiyen uyulması gerekir. Yargıtay'ın anılan kararında da belirtildiği gibi, Tebligat Kanunu m. 21'e göre yapılan bir tebligatta, 'muhatabın adreste bulunmama sebebinin' tebliğ mazbatasına yazılması zorunludur. Bu ve benzeri şekli unsurlara uyulmadan yapılan bir tebligat, 'usulsüz' sayılır ve hukuken hiçbir sonuç doğurmaz. Usulsüz tebligat, kanun yolu sürelerini başlatmaz. Bu durumda, sanık kararı ne zaman fiilen öğrenmişse, temyiz süresi o öğrenme tarihinden itibaren başlar. Dolayısıyla, sanığın kararı öğrendikten sonra yaptığı temyiz başvurusu, kararın ilk tebliğ tarihinden çok sonra bile olsa, 'süresinde' kabul edilir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/cmk-madde-49-tanikliktan-cekinme-sebebinin-bildirilmesi.html)