Fener Rum Patrikhanesi'nin, kendi bünyesinde olmayan Bulgar Ortodoks Kilisesi'nde görevli bir papazın 'ruhanilik sıfatını kaldırma' kararı almasının, Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2005/10694 E. sayılı kararında neden TCK m. 115 kapsamında 'din ve ibadet özgürlüğünü engelleme' suçu olarak nitelendirilmediğini, Patrikhanenin hukuki statüsü ve eylemin 'engelleme' unsurunu taşımaması açısından açıklayınız.
Yargıtay'ın anılan kararında, Fener Rum Patrikhanesi'nin eyleminin TCK m. 115'teki suçu oluşturmadığına karar verilmesinin iki temel nedeni vardır: 1) Hukuki Yetkisizlik ve Kararın Etkisizliği: Kararda, Lozan Antlaşması ve Türk iç hukuku uyarınca Fener Rum Patrikhanesi'nin sadece Türkiye'deki Rum azınlığın dini işlerini yürütmekle yetkili, tüzel kişiliği olmayan bir kurum olduğu ve bağımsız bir kilise olan Bulgar Kilisesi üzerinde hiçbir hukuki veya ruhani yetkisi bulunmadığı vurgulanmıştır. Dolayısıyla, Patrikhanenin aldığı 'ruhanilik sıfatını kaldırma' kararı hukuken yok hükmündedir ve tek başına papazın ayin yapmasını fiilen engelleme gücüne sahip değildir. 2) 'Engelleme' Unsurunun Gerçekleşmemesi: Suçun oluşması için dini ibadetin 'cebir, tehdit veya hukuka aykırı başka bir davranışla' engellenmesi gerekir. Olayda, Patrikhanenin kararından sonra papazın bir yıldan fazla süreyle görevine ve ayinlerine devam ettiği, görevinin daha sonra kendi bağlı olduğu Bulgar Kilisesi Vakfı tarafından iş akdinin feshedilmesiyle sona erdiği tespit edilmiştir. Bu durum, Patrikhanenin eyleminin doğrudan bir 'engelleme' sonucunu doğurmadığını göstermektedir. Karar, bir engelleme değil, yetkisiz bir tasarruf olarak nitelendirilmiştir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/tck-madde-115-inanc-dusunce-ve-kanaat-hurriyetinin-kullanilmasini-engelleme-sucu.html)