Bir özel hastanede yapılan estetik ameliyat sonucunda hastanın beklediği estetik sonuca ulaşılamaması, tek başına bir 'malpraktis' (tıbbi uygulama hatası) teşkil eder mi? Hekim ile hasta arasındaki sözleşmenin 'vekâlet sözleşmesi' (TBK m. 502 vd.) yerine 'eser sözleşmesi' (TBK m. 470 vd.) olarak nitelendirilmesinin, hekimin sorumluluğu açısından doğuracağı farkları analiz ediniz.
Genel tıbbi müdahalelerde hekim ile hasta arasındaki ilişki, hekimin bir sonuç taahhüt etmediği, sadece özenli bir tedavi süreci yürütmeyi borçlandığı bir 'vekâlet sözleşmesi' olarak kabul edilir. Bu durumda, sonucun elde edilememesi tek başına sorumluluk doğurmaz; hekimin süreçteki özen yükümlülüğünü ihlal ettiğinin ispatlanması gerekir. Ancak estetik amaçlı ameliyatlarda Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, hekim ile hasta arasındaki sözleşme bir 'eser sözleşmesi' niteliğindedir. Eser sözleşmesinde vekil (hekim), bir 'sonuç' (belirlenen estetik görünüm) taahhüt eder. Dolayısıyla, estetik ameliyatta kararlaştırılan sonuca ulaşılamaması, hekimin özenli çalışıp çalışmadığına bakılmaksızın, tek başına sözleşmeye aykırılık ve bir 'ayıp' teşkil eder. Bu durumda hekimin sorumluluğu daha ağırdır ve hasta, ayıplı ifaya ilişkin haklarını (bedelde indirim, ücretsiz onarım, tazminat) kullanabilir. (İlgili kaynak: or.av.tr/hatali-tibbi-uygulama-nedir/, Yargıtay 12. CD. 25.03.2013 tarih E. 2013/3553 K. 2013/7266 kararı)