Bir kişinin telefonla aranarak, banka görevlisi gibi davranılıp kredi kartı bilgilerinin hileyle öğrenilmesi ve bu bilgilerle internet üzerinden harcama yapılması eylemi, Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2021/12822 E. sayılı kararına göre neden nitelikli dolandırıcılık (TCK m. 158) değil de, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması (TCK m. 245) suçunu oluşturur? Bu iki suç arasındaki ayrımın temelini izah ediniz.
Bu iki suç arasındaki temel ayrım, zararın oluşma biçimi ve hilenin yöneldiği konudur. Dolandırıcılık suçunda (TCK 157/158), hileli davranışlarla aldatılan kişinin 'kendi rızasıyla' malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunması ve zararın bu tasarruf sonucu doğması gerekir. Mağdur, aldatıldığı için malvarlığını faile teslim eder. TCK m. 245'te düzenlenen banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunda ise, kart bilgileri hileyle ele geçirilse dahi, mağdurun malvarlığı üzerinde bir tasarruf işlemi (harcama yapılması) onun 'rızası dışında' gerçekleşir. Fail, ele geçirdiği kart bilgileriyle, mağdurun iradesi olmaksızın, doğrudan banka veya finans sistemi üzerinde işlem yaparak menfaat temin eder. Yargıtay'ın yerleşik içtihatları ve anılan kararı da bu yöndedir. Hile, kart bilgilerini elde etme aracıdır; suç ise bu bilgilerle yapılan rızasız harcama ile tamamlanır. Bu nedenle eylem özel bir norm olan TCK m. 245 kapsamındadır. (Kaynak: oner.av.tr/nitelikli-dolandiricilik-yargitay-kararlari/)