CMK m. 297/3 uyarınca, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamenin, aleyhine görüş içermesi halinde sanığa veya müdafiine tebliğ edilmesi zorunluluğunun, AİHS m. 6'da düzenlenen 'silahların eşitliği' ilkesiyle olan bağını açıklayınız. Bu tebliğ yapılmadan verilen bir Yargıtay onama kararına karşı hangi kanun yoluna başvurulabilir?
CMK m. 297/3'teki tebliğ zorunluluğu, doğrudan doğruya AİHM'nin 'silahların eşitliği' ve 'çelişmeli yargılama' ilkeleri doğrultusunda getirilmiş bir düzenlemedir. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarından birine, diğerine tanınmayan bir avantaj sağlanmamasını gerektirir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, yargılamanın bir tarafı olmasa da, 'kamu adına görüş bildiren' bir makamdır ve tebliğnamesi Yargıtay kararını etkileme potansiyeline sahiptir. Bu nedenle, Başsavcılığın sanık aleyhine görüş içeren tebliğnamesinin sanığa tebliğ edilerek, sanığa bu görüşlere karşı cevap verme ve kendi argümanlarını sunma imkanı tanınması, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Bu tebliğ yapılmadan verilen bir onama kararı, CMK m. 308'de düzenlenen 'Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı' kanun yoluna konu olabilir. Başsavcılık, bu usuli eksiklik nedeniyle kendi Dairesinin kararına itiraz edebilir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2014/41990 E. sayılı kararında bu durum net bir şekilde ortaya konulmuştur. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/cmk-madde-297-temyiz-dilekcesinin-tebligi-ve-cevabi-yargitay-cumhuriyet-bassavciliginin-gorevi.html)