CMK m. 51, tanıklıktan çekinme hakkı olan bir kimsenin (örneğin sanığın eşi) bu hakkını kullanmayıp tanıklık yapması durumunda, kendisine yemin verip vermemenin hakimin takdirinde olduğunu, ancak tanığın yemin etmekten çekinebileceğini ve bu hususun kendisine bildirilmesi gerektiğini düzenler. Bu bildirimin yapılmamasının, alınan ifadenin delil değeri üzerindeki etkisi nedir? Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımını, 'mutlak bozma nedeni' ve 'nispi bozma nedeni' kavramları çerçevesinde değerlendiriniz.
CMK m. 51'de öngörülen, tanıklıktan çekinme hakkı olan tanığa yemin etmekten de çekinebileceği hakkının hatırlatılması zorunluluğunun ihlali, bir hukuka aykırılıktır. Bu şekilde yemini hatırlatılmadan dinlenen tanığın ifadesi 'yasak delil' niteliği taşıyabilir. Yargıtay (ör. 4. CD, 2021/3755 K.), bu durumu bir bozma nedeni olarak kabul etmektedir. Ancak bu ihlalin 'mutlak' mı yoksa 'nispi' bir bozma nedeni mi olduğu, somut olaya göre değişir. Eğer hüküm, sadece veya büyük ölçüde bu hukuka aykırı delile dayanıyorsa, bu durum adil yargılanma hakkını ihlal edeceğinden mutlak bir bozma nedeni teşkil eder. Fakat dosyada, mahkumiyet için yeterli, hukuka uygun başka deliller de varsa, Yargıtay bu usuli eksikliği 'sonuca etkili olmadığından' nispi bir bozma nedeni olarak görüp hükmü onama eğiliminde de olabilmektedir. (Bkz. 12. CD, 2018/2651 K.) (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/cmk-madde-51-tanikliktan-cekinebilecek-kimsenin-cekinmemesi.html)