TCK m. 216/1'de düzenlenen halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik suçunun oluşabilmesi için aranan 'kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması' şartını, ifade özgürlüğü (Anayasa m. 26) ve AİHM'in 'açık ve mevcut tehlike' doktrini ışığında yorumlayınız. Yargıtay CGK'nın 29.4.2008, E. 2007/8-244 sayılı kararının bu konudaki yaklaşımı nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #209907

TCK m. 216/1, ifade özgürlüğünün bir sınırını oluşturur. Ancak bu suçun oluşması için salt tahrik edici bir söylem yeterli değildir; kanun, bu söylem nedeniyle 'kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması' şeklinde somut bir tehlike şartı aramaktadır. Bu şart, AİHM'in ifade özgürlüğünü kısıtlamak için benimsediği 'açık ve mevcut tehlike' (clear and present danger) doktrini ile paraleldir. Söylemin soyut bir tehlike yaratması değil, şiddete yol açma, kamu düzenini bozma potansiyelinin somut, ciddi ve yakın olması gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun anılan kararında da vurgulandığı gibi, yapılan açıklama sonrası toplumda bir infial, taşkınlık veya kamu güvenliğini bozan somut bir olgunun meydana gelmemiş olması, 'açık ve yakın tehlike' şartının gerçekleşmediği ve suçun oluşmadığı anlamına gelir. Bu, eleştiri ve haber verme hakkının korunması için önemli bir güvencedir. (Kaynak: or.av.tr/halki-kin-ve-dusmanliga-tahrik-veya-asagilama-sucu-nedir/)