Nitelikli cinsel saldırı suçunun (tecavüz) eşe karşı işlenmesi durumunda, soruşturma ve kovuşturmanın mağdurun şikâyetine bağlı tutulmasının (TCK m. 102/2, son cümle) hukuki ve sosyolojik gerekçeleri nelerdir? Bu istisnanın, 'evlilik birliğinin korunması' amacı ile 'bireyin vücut dokunulmazlığı ve cinsel özerkliği' hakkı arasında nasıl bir denge kurmaya çalıştığını tartışınız.
Cevap: Bu istisnanın getirilmesinin temelinde yatan hukuki ve sosyolojik gerekçeler oldukça tartışmalıdır. Gerekçeler genellikle şu şekilde özetlenebilir: 1) Evlilik Birliğinin Korunması: Kanun koyucunun, evlilik birliği içindeki özel ve mahrem ilişkiyi göz önünde bulundurarak, bu tür bir suçlamanın adli makamlara taşınması kararını tamamen mağdur eşin iradesine bırakmak istediği düşünülmektedir. Devletin, eşlerin rızası olmadan bu mahrem alana re'sen müdahale etmesinin, evlilik birliğini onarılamaz şekilde zedeleyebileceği endişesi vardır. Mağdur eşe, birliği devam ettirme veya hukuki süreci başlatma arasında bir seçim hakkı tanınmak istenmiştir. 2) İspat Zorlukları ve Özel Hayatın Gizliliği: Eşler arasındaki cinsel ilişkiye dair bir uyuşmazlığın ispatının zorluğu ve yargılama sürecinin evlilik hayatının tüm mahremiyetini kamuoyu önünde ifşa etme riski, takibin şikayete bağlanmasında bir etken olarak görülebilir. Bu düzenleme, 'bireyin vücut dokunulmazlığı ve cinsel özerkliği' hakkı ile 'evlilik birliğinin korunması' arasında bir denge kurmaya çalışmaktadır. Ancak bu denge, eleştiriye açıktır. Eleştirel görüşe göre, bir bireyin cinsel özerkliği ve vücut dokunulmazlığı, evlilik bağıyla sınırlandırılamayacak mutlak haklardır. Tecavüz, kim tarafından işlenirse işlensin ağır bir suçtur ve failin 'eş' olması, suçun niteliğini veya toplumsal tehlikesini azaltmaz. Bu istisnanın, evlilik içi cinsel şiddeti meşrulaştırabileceği veya mağdur eş üzerinde şikayetçi olmaması yönünde bir baskı yaratabileceği ve bu nedenle bireyin temel haklarını yeterince korumadığı savunulmaktadır.