CMK m. 51, tanıklıktan çekinme hakkı olan (CMK m. 45) bir kimsenin tanıklık yapmayı kabul etmesi durumunda, ona 'yemin edip etmemenin hâkim veya mahkemenin takdirine bağlı olduğunu' ancak tanığın da 'yemin etmekten çekinebileceğini' ve bu hususun kendisine bildirilmesi gerektiğini düzenlemektedir. Bu düzenlemenin amacı nedir? Tanıklıktan çekinme hakkı olan bir yakınına (örneğin annesine), yeminden çekinme hakkı hatırlatılmadan yemin ettirilerek alınan ifadenin hukuki değeri ne olur? Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2021/3755 sayılı kararı bu konuda nasıl bir sonuç öngörmektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #209832

Cevap: Bu düzenlemenin amacı, tanıklıktan çekinme hakkı olan kişileri, tanıklık yapmayı kabul etseler dahi, olası bir yalan tanıklık suçunun (TCK m. 272) baskısından korumaktır. Kanun koyucu, bu kişilerin yakınlık bağı nedeniyle doğruyu söylemek ile yakınını korumak arasında kalabilecekleri ahlaki ve psikolojik çatışmayı göz önünde bulundurmuştur. Bu nedenle onlara, ifade vermeyi kabul etseler bile, bu ifadeyi yemin baskısı altında olmadan verme imkanı tanımıştır. Hakime yemin verip vermeme takdiri tanınırken, tanığa da yemin etmekten çekinme hakkı tanınmış ve bu hakkın hatırlatılması zorunlu kılınmıştır. Bu hatırlatma yapılmadan yemin ettirilerek alınan ifadenin hukuki değeri, 'hukuka aykırı delil' olmasıdır. Çünkü bu ifade, kanunun emredici bir usul kuralı (hakkın hatırlatılması zorunluluğu) ihlal edilerek elde edilmiştir. Yargıtay 4. CD'nin 2021/3755 sayılı kararında da bu durum açıkça bir 'bozma nedeni' olarak kabul edilmiştir. Mahkeme, bu hukuka aykırı delili hükmüne esas alamaz. Eğer mahkumiyet kararı sadece veya büyük ölçüde bu ifadeye dayanıyorsa, hüküm bozulmalıdır. Ancak Yargıtay'ın bazı kararlarında (örn: 12. CD 2018/2651), eğer dosyada bu ifadenin dışında mahkumiyete yeterli başka deliller varsa, bu usuli hatanın 'sonuca etkili olmadığı' gerekçesiyle bozma nedeni yapılmadığı da görülmektedir. Ancak kural, bu tür bir ifadenin delil olarak kullanılamayacağıdır.