5271 sayılı CMK m. 16/2'ye göre, bağlantılı ceza davalarının birleştirilebilmesi için 'Cumhuriyet savcılarının istemlerine uygun olmak koşuluyla' mahkemeler arasında uyuşma olması gerekmektedir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 12.04.2004 tarihli kararında, Cumhuriyet savcısının birleştirmeye gerek olmadığı yönünde mütalaa vermesine rağmen mahkemenin birleştirme kararı vermesi neden bozulmuştur? Bu durum, ceza muhakemesinde 'kamu davasını açma ve yürütme tekeli'ne sahip olan savcılık makamının rolü hakkında ne ifade etmektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #209830

Cevap: Yargıtay 9. CD'nin kararının bozulmasının temel nedeni, CMK m. 16/2'deki açık ve emredici hükmün ihlal edilmesidir. Kanun, davaların birleştirilmesini iki kümülatif (birlikte aranan) şarta bağlamıştır: 1) İlgili Cumhuriyet savcılarının olumlu istemi, 2) Mahkemelerin bu konuda uyuşması. Yargıtay'ın kararında, Cumhuriyet savcısı birleştirmeye karşı olumsuz mütalaa verdiği için ilk ve en önemli şart gerçekleşmemiştir. Savcının istemi olmaksızın mahkemelerin kendi aralarında anlaşarak davaları birleştirmesi, bu kanuni şartı yok saymak anlamına gelir. Bu durum, savcılık makamının ceza muhakemesindeki merkezi rolü hakkında önemli bir göstergedir. Ceza muhakemesinde, kamu davasını açma ve yürütme yetkisi ve tekeli (iddia makamı) Cumhuriyet savcısına aittir. Davaların birleştirilmesi, davanın yürütülmesine, kapsamının genişlemesine ve delillerin değerlendirilme şekline doğrudan etki eden önemli bir usuli işlemdir. Kanun koyucu, davanın sahibi olan iddia makamının (savcının) rızası olmadan, mahkemenin davaların sınırlarını bu şekilde değiştirmesine izin vermemiştir. Savcının istemi, birleştirme mekanizmasının 'tetikleyici' unsurudur. Savcılık bu mekanizmayı işletmek istemiyorsa, mahkeme re'sen birleştirme kararı veremez. Bu kural, iddia ve yargılama makamları arasındaki fonksiyon ayrılığını ve savcılığın kamu davası üzerindeki yetkisini korumayı amaçlar.