İnternet ortamında 'özel hayatın gizliliğinin ihlali' nedeniyle içeriğe erişimin engellenmesi taleplerinde (5651 s. Kanun m. 9/A), mağdurun doğrudan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanına başvurabilmesi ve Başkanın emriyle erişimin derhal engellenmesi usulü, idari bir makama yargısal bir yetki devri anlamına gelir mi? Bu usulün, sonrasında 24 saat içinde sulh ceza hakiminin onayına sunulması şartı, Anayasa'nın 13. ve 20. maddeleri açısından temel hakların sınırlandırılması rejimine uygun mudur?
Cevap: Bu usul, idari bir makama yargısal bir yetki devri anlamına gelmez; daha ziyade 'gecikmesinde sakınca bulunan hal' karinesine dayalı, acil bir 'idari tedbir' yetkisinin tanınmasıdır. Özel hayatın gizliliğini ihlal eden bir içeriğin (örneğin bir video veya fotoğraf) internette saniyeler içinde yayılma potansiyeli, standart yargısal süreçlerin beklenemeyeceği acil bir durum yaratır. BTK Başkanına verilen yetki, bu acil duruma ilk müdahaleyi yapma yetkisidir ve nihai bir karar niteliğinde değildir. Bu usulün Anayasal uygunluğu, 'sonrasında 24 saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulması' şartına sıkı sıkıya bağlıdır. Anayasa'nın 13. maddesi, temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmayacak şekilde sınırlanabileceğini belirtir. Anayasa'nın 20. maddesi ise özel hayatın gizliliğini güvence altına alır. BTK'nın idari tedbir kararı, kanunla (5651 s. Kanun m. 9/A) düzenlenmiştir. Özel hayatın korunması meşru bir sınırlama sebebidir. 24 saat içinde hakim onayına sunulma şartı ise, idari tedbirin yargısal denetim altına alınmasını sağlayarak 'ölçülülük' ilkesine ve 'hakim kararı' güvencesine uygunluk sağlamaya yöneliktir. Eğer hakim onayı olmazsa tedbirin kendiliğinden kalkması, bu denetim mekanizmasının önemini ve idari kararın geçiciliğini vurgular. Dolayısıyla bu yapı, acil müdahale ihtiyacı ile yargısal güvence arasında bir denge kurduğu için Anayasal rejime uygun olarak kabul edilebilir.