Yasal mal rejimi olan 'edinilmiş mallara katılma rejimi'nin (TMK m. 219 vd.) sona erme anı, boşanma davaları için neden 'boşanma kararının kesinleştiği tarih' değil de 'davanın açıldığı tarih' olarak kabul edilmiştir (TMK m. 225/2)? Bu düzenlemenin, taraflardan birinin mal kaçırma girişimlerini önlemedeki rolünü ve tasfiye sürecindeki pratik önemini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #209795

Cevap: TMK m. 225/2'de, boşanma halinde mal rejiminin 'dava tarihinden geçerli olmak üzere sona ereceğinin' düzenlenmesinin temel nedeni, taraflardan birinin, özellikle boşanma davası açıldıktan sonra, tasfiyeye tabi olacak malları kötü niyetli olarak elden çıkarmasını (mal kaçırmasını) önlemektir. Eğer mal rejiminin sona erme anı, yıllar sürebilecek yargılama sonunda kararın kesinleştiği tarih olarak kabul edilseydi, eşlerden biri bu uzun süreçte edinilmiş malları (ev, araba vb.) satabilir, bağışlayabilir veya başka bir şekilde elden çıkararak diğer eşin katılma alacağını almasını engelleyebilirdi. Kanun koyucu, mal rejimini dava tarihi itibarıyla 'dondurarak' bu riski ortadan kaldırmıştır. Bu düzenlemenin tasfiye sürecindeki pratik önemi şudur: Tasfiye yapılırken, eşlerin 'dava açılış tarihi' itibarıyla mevcut olan edinilmiş malvarlıkları dikkate alınır. Dava açıldıktan sonra bir eşin sattığı veya devrettiği bir mal, sanki hala mevcutmuş gibi tasfiye hesabına dahil edilir (TMK m. 229 kapsamında eklenecek değer olarak). Böylece, malı elden çıkaran eşin bu eylemi, diğer eşin alacak hakkını etkilemez. Bu kural, mal rejiminin tasfiyesinde hakkaniyeti ve dürüstlük kuralını koruyan en önemli güvencelerden biridir.