CMK m. 297/3, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamenin, 'hükmü temyiz etmeleri veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi hâlinde' sanık veya müdafii ile katılan veya vekillerine tebliğ edileceğini amirdir. Bu tebliğ zorunluluğunun yerine getirilmemesi, neden AİHS m. 6'da düzenlenen 'adil yargılanma hakkı'nın ihlali olarak kabul edilmektedir? Bu durumu 'silahların eşitliği' ve 'çelişmeli yargılama' ilkeleri açısından açıklayınız. (Bkz: Yargıtay 4. CD, E. 2014/41990, K. 2014/37054)

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #209738

Cevap: Tebliğnamenin ilgili tarafa tebliğ edilmemesi, AİHS m. 6'da düzenlenen adil yargılanma hakkının iki temel alt ilkesini ihlal ettiği için bir hak ihlali olarak kabul edilir: 1) Silahların Eşitliği (Equality of Arms): Bu ilke, davanın taraflarından birine, diğer taraf aleyhine bir avantaj sağlayacak şekilde farklı muamele yapılmamasını gerektirir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, temyiz incelemesinde 'taraf' konumundadır ve tebliğname ile Yargıtay'a hukuki görüşünü (iddia makamının görüşünü) sunar. Bu görüşün, davanın diğer tarafı olan sanık/müdafi veya katılan/vekilinden gizlenmesi, Başsavcılığa, karşı tarafın haberdar olmadığı ve cevap veremediği bir argümanı mahkemeye sunma avantajı tanır. Bu durum, taraflar arasındaki dengeyi bozar. 2) Çelişmeli Yargılama (Adversarial Principle): Bu ilke, tarafların, davayla ilgili olarak sunulan tüm delil ve mütalaalardan haberdar olma ve bunlara karşı kendi görüşlerini (karşı argümanlarını) ileri sürebilme imkanına sahip olmasını gerektirir. Tebliğnamenin tebliğ edilmemesi, tarafın, aleyhine sunulan hukuki mütalaayı öğrenme ve ona karşı cevap verme (çelişme) hakkını elinden alır. Yargıtay, kararını verirken tarafın duymadığı bir mütalaadan etkilenebilir. Yargıtay'ın metinde alıntılanan kararında ve AİHM'nin Göç/Türkiye kararında da vurgulandığı gibi, bu usulün atlanması, savunma hakkını kısıtlayan ve yargılamanın adilliğine gölge düşüren temel bir usuli hata olarak kabul edilmektedir.