İİK m. 258, ihtiyati haciz talebinin reddi kararına karşı istinaf yoluna başvurulabileceğini belirtmektedir. Peki, ihtiyati haciz talebinin 'kabulü' kararına karşı borçlunun doğrudan istinaf yoluna gitme hakkı var mıdır, yoksa öncelikle İİK m. 265'te düzenlenen 'itiraz' yolunu mu tüketmelidir? Bu iki kanun yolu arasındaki farkı ve borçlunun hak arama stratejisi üzerindeki etkisini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #209691

Cevap: İİK m. 258'deki 'Yüzüne karşı aleyhinde ihtiyati haciz kararı verilen taraf da istinaf yoluna başvurabilir' hükmü ile İİK m. 265'teki 'itiraz' kurumu arasında bir ayrım yapmak gerekir. İİK m. 265'te düzenlenen 'itiraz', ihtiyati haciz kararı veren 'aynı mahkemeye' yapılan, daha hızlı ve basit bir kanun yoludur. Bu yolda borçlu, haczin dayandığı sebeplere, mahkemenin yetkisine ve teminata karşı çıkabilir. Mahkeme, itiraz üzerine kararını değiştirebilir veya kaldırabilir. İİK m. 258'de düzenlenen 'istinaf' ise, kararın bir üst mahkeme olan Bölge Adliye Mahkemesi tarafından incelenmesidir. Yargıtay'ın ve doktrinin baskın görüşüne göre, borçlu, ihtiyati haciz kararının kabulüne karşı doğrudan istinaf yoluna gidemez; öncelikle kararı veren mahkemeye İİK m. 265 uyarınca itiraz etmelidir. Ancak bu itirazın reddedilmesi halinde, 'itirazın reddi' kararına karşı istinaf yoluna başvurabilir. Bu sıralamanın mantığı şudur: İtiraz yolu, kararı veren mahkemeye hatasını düzeltme imkanı tanıyan daha pratik bir yoldur. Doğrudan istinafa gidilmesi, bu imkanı ortadan kaldırır ve süreci uzatabilir. Borçlunun hak arama stratejisi açısından, öncelikle ve ivedilikle 7 gün içinde İİK m. 265 uyarınca itiraz yoluna başvurması, bu itirazı reddedilirse bu red kararına karşı istinaf yoluna gitmesi en doğru ve usule uygun yoldur. Doğrudan istinaf talebi, usulden reddedilme riski taşır.