İİK m. 264, ihtiyati haciz kararını takiben alacaklının uyması gereken süreleri (hacizden sonra 7 gün içinde takip veya dava açma, itirazın kaldırılması talebi vb.) düzenlemektedir. Bu sürelere uyulmamasının yaptırımı 'ihtiyati haczin hükümsüz kalması'dır. 'İhtiyati haczin hükümsüz kalması' ile 'ihtiyati haczin kaldırılması' (İİK m. 266) arasındaki hukuki fark nedir? Borçlunun teminat göstererek haczi kaldırması ile alacaklının sürelere uymaması nedeniyle haczin hükümsüz kalmasının, alacaklının daha sonra aynı alacak için tekrar ihtiyati haciz talep etme hakkı üzerindeki etkileri farklı mıdır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #209611

Cevap: 'İhtiyati haczin hükümsüz kalması' ile 'ihtiyati haczin kaldırılması' arasında önemli hukuki farklar vardır. 1) İhtiyati Haczin Hükümsüz Kalması (İİK m. 264): Bu durum, alacaklının kanunda öngörülen usuli yükümlülüklerini (süresinde takip veya dava açmama gibi) yerine getirmemesi sonucu, ihtiyati haczin kanun gereği kendiliğinden geçersiz hale gelmesidir. Bu, alacaklının ihmalinden veya kusurundan kaynaklanır. Alacaklının kusuru nedeniyle haciz hükümsüz kaldığında, alacaklının daha sonra aynı alacağa dayanarak yeniden ihtiyati haciz talep etmesi, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir ve mahkeme tarafından reddedilebilir. Çünkü alacaklı, kendisine tanınan imkanı usulüne uygun kullanmamıştır. 2) İhtiyati Haczin Kaldırılması (İİK m. 266): Bu durum, borçlunun kanunda belirtilen türde (para, rehin, banka kefaleti vb.) bir teminat göstermesi üzerine, mahkeme kararıyla haczin sonlandırılmasıdır. Burada alacaklının bir kusuru yoktur; aksine, alacağı teminat altına alınmıştır. Haciz, mala yönelik olmaktan çıkıp teminata yönelik hale gelmiştir. Bu durumda alacaklının alacağı güvencede olduğundan, daha sonra tekrar ihtiyati haciz talep etmesi için bir neden kalmaz. Ancak borçlu, örneğin verdiği banka teminat mektubunu geçersiz hale getirirse, alacaklının yeniden ihtiyati haciz talep etme hakkı doğabilir. Temel fark; birincisinin alacaklının kusuruna bağlı bir yaptırım, ikincisinin ise borçlunun edimine bağlı bir sonuç olmasıdır.