Bir hekimin veya hastanenin malpraktis sorumluluğu için 'aydınlatılmış onam'ın alınmamış olması, tek başına yeterli bir sebep midir? Yargıtay 13. HD'nin 2013/26330 E. sayılı kararı ışığında, aydınlatma yükümlülüğünün ihlali ile meydana gelen zarar arasında kurulması gereken 'illiyet bağı'nı (nedensellik bağı) tartışınız. Eğer hasta, riskler konusunda aydınlatılsaydı dahi ameliyata rıza gösterecek idiyse, hekim yine de sorumlu olur mu?
Cevap: Aydınlatılmış onamın alınmamış olması, tıbbi müdahaleyi hukuka aykırı hale getirir ve tek başına hekimin sorumluluğuna yol açabilir. Ancak bu sorumluluğun tazminat sorumluluğuna dönüşebilmesi için, aydınlatma eksikliği ile ortaya çıkan zarar arasında bir illiyet (nedensellik) bağının kurulması gerekir. Yargıtay 13. HD'nin kararında da vurgulanan 'operasyonun komplikasyonlarının bilinmesi halinde dahi bu operasyona davacının rıza gösterip göstermeyeceği' hususu, bu illiyet bağının tespitine yöneliktir. Hukuk doktrininde bu konuda iki temel görüş vardır: 1) Subjektif Kriter: Hastanın kişisel olarak, 'Eğer bu riski bilseydim ameliyat olmazdım' demesi yeterlidir. Bu görüş, hastanın kendi kaderini tayin etme hakkını ön planda tutar. 2) Objektif Kriter: 'Makul bir hasta, bu riskleri bilseydi ameliyata rıza gösterir miydi?' sorusuna cevap aranır. Yargıtay uygulaması genellikle bu iki kriteri bir arada değerlendirme eğilimindedir. Eğer mahkeme, hastanın riskler konusunda tam olarak aydınlatılması durumunda dahi, operasyonun zorunluluğu veya alternatiflerinin yokluğu gibi nedenlerle bu operasyona 'makul olarak' yine de rıza göstereceği kanaatine varırsa, aydınlatma eksikliği ile zarar arasındaki illiyet bağı kesilmiş sayılabilir ve hekimin tazminat sorumluluğu ortadan kalkabilir veya azalabilir. Ancak, aydınlatma yükümlülüğü başlı başına bir yükümlülük olduğu için, bu ihlal nedeniyle hastanın manevi tazminat talep etme hakkı saklı kalabilir.