Tasarrufun iptali davasında (İİK m. 277 vd.) 'aciz vesikası'nın (kesin veya geçici) varlığı, metinde 'özel dava şartı' olarak nitelendirilmektedir. Ancak Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre bu belgenin dava açıldıktan sonra, temyiz aşamasında ve hatta bozmadan sonra bile sunulabilmesi, 'dava şartı' kavramının doğasıyla nasıl bağdaşmaktadır? Bu durum, aciz vesikasının 'tamamlanabilir bir dava şartı' olarak nitelendirilmesini gerektirir mi?
Cevap: Evet, bu durum aciz vesikasının 'tamamlanabilir bir dava şartı' olarak nitelendirilmesini gerektirir. Dava şartları, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için varlığı veya yokluğu re'sen araştırılan usuli koşullardır. Kural olarak, dava şartlarının dava açıldığı anda mevcut olması gerekir ve yokluğu halinde dava, usulden reddedilir. Ancak bazı dava şartları, yargılama sırasında giderilebilir niteliktedir. Aciz vesikası da bunlardan biridir. Yargıtay'ın, bu belgenin yargılamanın her aşamasında, hatta Yargıtay onama veya bozmasından sonra ve karar düzeltme aşamasında dahi sunulabileceğini kabul etmesi (Yargıtay 17. HD, E. 2015/16774, K. 2018/3796 ve Yargıtay 17. HD., E. 2011/12788 K. 2012/4874), bu şartın katı bir şekilde dava başında aranan bir koşul olmadığını göstermektedir. Bu esnekliğin temel nedeni, davanın esası olan 'alacaklının alacağını borçlunun malvarlığından tahsil edememesi' olgusunun, yargılama sürerken de ortaya çıkabilmesi ve belgelenebilmesidir. Mahkemenin, aciz belgesi sunulmadı diye davayı hemen reddetmesi, hem usul ekonomisine aykırı olacak hem de alacaklının hak kaybına yol açabilecektir. Bu nedenle Yargıtay, aciz vesikasını, yargılama sonuna kadar tamamlanmasına izin verilen özel ve esnek bir dava şartı olarak yorumlamaktadır. Metindeki Bölge Adliye Mahkemesi kararında da belirtildiği gibi 'Mahkemece dava açıldığı sırada aciz belgesinin yokluğundan dolayı davanın reddi mümkün değildir. Dava sürerken ikmali olanaklı dava şartlarındandır.'