Metinde, ceza davalarının ortalama sonuçlanma süresinin 8 yılı, hukuki yolların tüketilmesinin ise 14 yılı bulabildiği belirtilmektedir. Bu durum, Anayasa'nın 36. maddesindeki 'adil yargılanma hakkı' ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesindeki 'makul sürede yargılanma hakkı' ilkelerini nasıl ihlal etmektedir? Anayasa Mahkemesi ve AİHM'in 'makul süre'yi değerlendirirken dikkate aldığı kriterler nelerdir?
Cevap: Metinde belirtilen uzun yargılama süreleri, hem Anayasa m. 36 hem de AİHS m. 6 ile güvence altına alınan 'makul sürede yargılanma hakkı'nı açıkça ihlal etmektedir. Bu hak, adaletin gecikmesinin adaletsizlik olduğu (justice delayed is justice denied) ilkesine dayanır. Yargılamanın aşırı uzaması, kişilerin hukuki belirsizlik içinde kalmasına, maddi ve manevi olarak yıpranmasına, delillerin kaybolmasına ve nihayetinde adalete olan güvenin sarsılmasına neden olur. Anayasa Mahkemesi ve AİHM, bir davanın süresinin 'makul' olup olmadığını değerlendirirken soyut bir zaman dilimi belirlemek yerine, her davanın kendi koşulları içinde şu objektif kriterlere göre değerlendirme yapar: 1) Davanın Karmaşıklığı: Davanın hukuki ve olgusal olarak ne kadar karmaşık olduğu. 2) Tarafların Tutumu: Davacı veya sanığın yargılamanın uzamasına neden olan kusurlu davranışlarda bulunup bulunmadığı (örn: sürekli mazeret bildirme, delilleri geç sunma). 3) Yetkili Makamların (Mahkemeler ve Savcılık) Tutumu: Yargı organlarının dosyayı süratle ele alıp almadığı, gereksiz duruşma aralıkları verip vermediği, usuli işlemleri zamanında yapıp yapmadığı. 4) Başvuran İçin Davanın Önemi: Davanın sonucunun, başvuranın kişisel veya medeni hakları açısından ne derecede önemli olduğu (örn: bir tutukluluk davası ile bir tazminat davası aynı aciliyette değildir). Metindeki 8-14 yıllık süreler, davanın karmaşıklığı ne olursa olsun, genellikle yetkili makamların tutumundan kaynaklanan bir yapısal soruna işaret eder ve bu kriterler çerçevesinde 'makul süre' ihlali olarak kabul edilir.