HMK m. 292, soybağının tespiti amacıyla herkesin vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorunda olduğunu ve haklı bir sebep olmaksızın uyulmaması halinde hakimin 'zor kullanılarak' inceleme yapılmasına karar verebileceğini belirtmektedir. Bu 'zor kullanma' yetkisinin sınırları nelerdir ve Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan 'vücut dokunulmazlığı' hakkı ile nasıl bir denge kurulmalıdır? Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2017/1248 E. sayılı kararındaki atıf bu konuda nasıl bir yol göstermektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #209509

Cevap: HMK m. 292'de belirtilen 'zor kullanma' yetkisi, mutlak ve sınırsız değildir. Bu yetkinin sınırları, yine maddenin kendi içinde ve Anayasa m. 17 ile çizilmiştir. HMK m. 292, zor kullanmanın şartlarını 'uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak' ve 'sağlık yönünden bir tehlike oluşturmamak' olarak belirlemiştir. Bu, Anayasa m. 17'deki 'tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz' hükmüyle uyumlu bir denge kurar. Soybağı davalarının kamu düzeninden sayılması, 'kanunda yazılı hal' ve 'tıbbi zorunluluk' (burada hukuki bir zorunluluk) koşullarını karşılamaktadır. 'Zor kullanma'dan kasıt, kişiyi kelepçeleyip zorla kan veya doku almak değil, kolluk kuvvetleri marifetiyle kişiyi sağlık kuruluşuna sevk ederek hekim veya sağlık personeli tarafından bu işlemin yapılmasını sağlamaktır. İşlem, kişinin sağlığına zarar vermeyecek ve onurunu kırmayacak şekilde, tıbbi usullere uygun olarak gerçekleştirilmelidir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2017/1248 E. sayılı kararında, mahkemenin davalının DNA incelemesine katılmamasını aleyhine delil sayarak karar vermesini bozup, HMK m. 292 uyarınca 'zor kullanılarak' inceleme yapılması gerektiğine işaret etmesi, mahkemelerin kaçınma durumunda pasif kalmaması, bu yasal yetkiyi aktif olarak kullanması gerektiğini ve bunun vücut dokunulmazlığına orantılı bir müdahale olduğunu teyit etmektedir.