Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki temel fark, metinde 'failin öngörülebilir neticeyi öngörmemesi' ve 'failin neticeyi öngörmesine rağmen hareketi yapması' olarak tanımlanmıştır. TCK m. 89/5'e göre, taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması kural olarak şikayete bağlı iken, suçun 'bilinçli taksirle' işlenmesi halinde (TCK m. 89/1 hariç) şikayet aranmamasının hukuki gerekçesi nedir? Bu durum, failin sübjektif durumu ile suçun takibindeki usul arasında nasıl bir ilişki kurmaktadır?
Cevap: Bu durumun hukuki gerekçesi, bilinçli taksirin, kast ile basit taksir arasında, kusurun daha yoğun olduğu bir ara form olmasıdır. Basit taksirde fail, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak öngörülebilir bir neticeyi öngörememiştir; burada bir özensizlik ve dikkatsizlik söz konusudur. Bilinçli taksirde ise fail, neticeyi öngörmüş ancak 'nasıl olsa gerçekleşmez' düşüncesiyle, şansına veya kendi becerisine güvenerek riskli hareketi yapmaya devam etmiştir. Bu durum, failin hukuka olan bağlılığının daha zayıf, kusurunun daha ağır ve fiilinin tehlikelilik derecesinin daha yüksek olduğunu gösterir. Kanun koyucu, bu daha ağır kusur hali nedeniyle fiile daha fazla kamusal önem atfetmiş ve suçun takibini mağdurun iradesine (şikayetine) bırakmayarak re'sen soruşturulması ve kovuşturulması gerektiğini düzenlemiştir. Yani, failin sübjektif durumu (neticeyi öngörmüş olması), suçun toplumsal tehlikeliliğini artırdığı için, takip usulünü de kişisel bir haktan (şikayet) kamusal bir göreve (re'sen takip) dönüştürmektedir. TCK m. 89/1 kapsamındaki en hafif yaralamaların bilinçli taksirle işlense dahi şikayete tabi tutulması ise, neticenin hafifliği nedeniyle orantılılık ilkesi gereği yapılmış bir istisnadır.