6100 sayılı HMK'nın 263. maddesi tanıkların dinlenmesine ilişkin özel bir usul öngörürken, davanın taraflarından birinin (davacı veya davalı) sağır ve dilsiz olması durumuna ilişkin bir düzenleme içermemektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2014/3-101 E. sayılı kararında bu hukuki boşluğun nasıl doldurulması gerektiği tartışılmıştır. Bu karar ışığında, hakimin Medeni Kanun m. 1'de düzenlenen 'hukuk yaratma' yetkisini kullanırken başvuracağı kıyas kaynaklarını ve bu süreçte 'hukuki dinlenilme hakkı'nın korunması için alması gereken somut önlemleri analiz ediniz.
Cevap: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2014/3-101 E. sayılı kararı, HMK'daki bu boşluğun hakimin Medeni Kanun m.1 uyarınca hukuk yaratarak doldurması gerektiğini ortaya koymuştur. Karara göre, hakim bu boşluğu doldururken öncelikle kanundaki benzer düzenlemelere kıyasen başvurmalıdır. Bu kaynaklar: 1) HMK m. 263/2: Tanık için öngörülen usulün, davanın tarafı için de kıyasen uygulanması. Yani, tarafın okuma yazma bilip bilmediğinin araştırılması, biliyorsa soruların yazılı bildirilip cevapların yazdırılması; bilmiyorsa işaret dilinden anlayan bir bilirkişi yardımıyla dinlenmesi. 2) Noterlik Kanunu m. 73: Sağır veya dilsiz bir ilgiliyle noterlik işlemi yapılırken iki tanık bulundurulması kuralı da kıyasen yol gösterici bir ilkedir. Hakimin 'hukuki dinlenilme hakkı'nı korumak için alması gereken somut önlemler ise şunlardır: Öncelikle, tarafın engel durumunu ve iletişim yeteneğini (okuma-yazma bilip bilmediği) netleştirmek için Adli Tıp Kurumu'ndan rapor aldırmalıdır. Ardından, bu rapora göre ya yazılı iletişim metodunu ya da işaret dili bilirkişisi atanması yolunu seçerek, tarafın iddia ve savunmalarını eksiksiz bir şekilde mahkemeye sunabilmesini ve yargılamanın tüm aşamalarını anlayabilmesini sağlamalıdır. Bu adımların atlanması, adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelir ve Yargıtay tarafından bozma nedeni olarak kabul edilir.