Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m. 223/2, beraat kararının verilebileceği halleri sıralamaktadır. 'Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması' (m. 223/2-b) ile 'Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması' (m. 223/2-e) halleri arasında ne gibi bir hukuki ve ispat hukuku açısından fark vardır? Bu iki farklı beraat gerekçesinin sanığın aklanma derecesi üzerindeki etkisini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #208443

İki hüküm arasında ispat ve kesinlik açısından önemli bir fark vardır. CMK m. 223/2-b'ye göre beraat, yargılama sonunda sanığın suçu işlemediğinin hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kesin olarak kanıtlandığı anlamına gelir. Bu, sanığın tam ve mutlak olarak aklanmasıdır. Buna karşılık, CMK m. 223/2-e'ye göre verilen beraat kararı, halk arasında 'delil yetersizliğinden beraat' olarak bilinir. Bu durumda, sanığın suçu işlediğine dair şüpheler tam olarak giderilememiştir, ancak mahkumiyet için yeterli, kesin ve inandırıcı delil de bulunamamıştır. 'Şüpheden sanık yararlanır' (in dubio pro reo) evrensel ceza hukuku ilkesinin bir yansımasıdır. Hukuken her iki karar da beraattır ve aynı sonuçları doğurur (tazminat hakkı vb.). Ancak manevi ve toplumsal algı açısından, 223/2-b'ye dayalı beraat, sanığın masumiyetini daha güçlü bir şekilde tescil ederken; 223/2-e'ye dayalı beraat, arkasında bir şüphe gölgesi bırakabilir. (Kaynak: or.av.tr/cmk-madde-223-durusmanin-sona-erdirilmesi/)