Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 'Birol Erdem Kararı'nda, sanığın üzerine atılı 'FETÖ üyeliği' suçunu işleme kastının bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu kararda, TCK m. 30'daki 'hata' hükmü yerine doğrudan 'kastın yokluğu' gerekçesine dayanılmasının altında yatan hukuki nüans nedir?
Bu karardaki hukuki nüans, suçun manevi unsurunun oluşumundaki farklılıklara dayanmaktadır. 'Hata' (TCK m. 30), failin suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmemesidir. Fail bir eylem gerçekleştirir, ancak bu eylemin suç oluşturduğunu bilmez. 'Kastın yokluğu' ise, failin suçu oluşturan eylemi bilerek ve isteyerek gerçekleştirme iradesinin hiç bulunmamasıdır. YCGK, Birol Erdem'in belirli bir dönemde yapı içinde yer aldığını, yani maddi unsurlara dair bir bilgisizliğinin (hata) söz konusu olmadığını, ancak bu yapı içindeki faaliyetlerinin 'örgütün nihai amacını (darbe teşebbüsü gibi) bilerek ve isteyerek' gerçekleştirme, yani örgüte bu amaçla katılma 'kastı' taşımadığını değerlendirmiştir. Yani fail, fiili işliyor gibi görünse de suç işleme iradesi (saiki ve amacı) bulunmamaktadır. Bu, daha temel bir manevi unsur yokluğuna işaret eder ve doğrudan beraat kararı verilmesini gerektirir.