Metin yazarı, Anayasa'nın 66. maddesindeki 'Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür' tanımını savunurken, 'Türkiyeli' gibi coğrafi temelli bir vatandaşlık tanımının hangi riskleri barındırdığını iddia etmektedir? Yazar, 'Türkiyeli' kavramının 'eşitlik' ilkesini sağlamak yerine ayrışmayı körükleyeceği tezini nasıl gerekçelendirmektedir?
Yazar, Anayasa'nın 66. maddesindeki tanımın ırksal bir tanım olmadığını, aksine Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesi kapsayan hukuki ve birleştirici bir kavram olduğunu savunmaktadır. Yazara göre 'Türkiyeli' gibi coğrafi temelli bir vatandaşlık tanımı şu riskleri barındırır: 1) Ayrışma ve Çatışma: 'Türkiyeli' kavramı, 'Türkiye'de yaşayanlar' anlamına geldiği için, 'Türk olanlar' ve 'Türk olmayan ama Türkiye'de yaşayanlar (Türkiyeli)' gibi ikili bir ayrımı zımnen teşvik eder. Bu durum, etnik kimlik temelli bir ayrışmaya ve çatışmaya zemin hazırlayabilir. 2) Yabancılaşma: Yazar, bu kavramın 'ben Türklerin yaşadığı yerde yaşayan bir yabancıyım' gibi bir anlama gelebileceğini ve vatandaşlık bağını zayıflatacağını iddia eder. 3) Eşitsizliğin Dayanağı Olma: 'Türk', 'sonradan Türk', 'Türk olmayan Türkiyeli' gibi yeni ve hiyerarşik kategoriler yaratarak eşitlik ilkesini zedeleyebilir. Yazar, 'Fransalı' yerine 'Fransız' denilmesi örneğinde olduğu gibi, hukuki vatandaşlık kavramının coğrafi değil, devlete aidiyet temelinde olması gerektiğini, bunun eşitliği, birliği ve bütünlüğü sağlamanın en doğru yolu olduğunu savunmaktadır. (İlgili Metin: sen.av.tr/tr/makale/turkiyeli)